1.1.1. Ülkenin sınırları içinde yaşayan insanların tümü için siyasla ulus ve devlet vatandaşlığı ne kadar kapsayıcıdır?

 

Kanunlar

 

Bir dizi görevler ve yükümlülükleri de beraberinde getiren anayasal vatandaşlık hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça tanımlanmış ve 1964 yılında yapılan değişikliklerle yeniden anayasada yerini almıştır. 2009 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanan ve yürürlüğe giren 5901 sayılı ‘Türk Vatandaşlığı Kanunu’ ile Türk vatandaşlığının nasıl doğduğu, sonradan nasıl kazanılabileceği ve hangi durumlar sonucunda kaybedileceği açıkça belirtilmiştir. Buna göre; “doğumla kazanılan Türk vatandaşlığı, soy bağı veya doğum yeri esasına göre kendiliğinden kazanılırken;. Türkiye içinde veya dışında Türk vatandaşı evli anne ve babadan doğan çocuk, Türk vatandaşı anne ve yabancı babadan evlilik dışında doğan çocuk Türk vatandaşı sayılacaktır” denilmektedir. Bununla beraber “Türk vatandaşı baba ve yabancı anneden evlilik dışında doğan çocuk ise soy bağı kurulmasını sağlayan esasların yerine getirilmesi halinde” Türk vatandaşlığını kazanabilmektedir.

Doğumla beraber kazanılan anayasal vatandaşlık hakkının yanı sıra, “Türkiye'de doğan, yabancı anne ve babasından dolayı doğumla herhangi bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuk, doğumdan itibaren Türk vatandaşı” olarak kabul edilmekte ve aksi ispatlanmadığı takdirde Türkiye’de bulunan çocuklar da Türkiye’de doğmuş sayılmaktadır. Sonradan Türk vatandaşlığı kazanmada ise; yetkili makam kararı, evlat edinilme ya da seçme hakkının kullanılması şartları aranmaktadır. Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen bir yabancı, kanunda belirtilen şartları taşıması halinde, yetkili makam kararıyla bu hakkı elde edebilmektedir. Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancılarda, a) kendi milli kanununa, vatansız ise Türk kanunlarına göre ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmak, b) başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye'de kesintisiz 5 yıl ikamet etmek, c) Türkiye'de yerleşmeye karar verdiğini davranışlarıyla teyit etmek, d) genel sağlık bakımından tehlikeli bir hastalığı bulunmamak, e) iyi ahlak sahibi olmak, f) yeteri kadar Türkçe konuşabilmek, g) Türkiye'de kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak, h) milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartları aranmaktadır. Türk vatandaşlığına geçmek isteyenlerin, mensup oldukları ülke vatandaşlığından çıkmasının gerekip/gerekmedğine ise Bakanlar Kurulu karar vermektedir.

Doğumla kazanılan ya da sonradan elde edilen vatandaşlığın kaybedilmesi, yetkili makamların kararları ya da seçme yoluyla gerçekleşmektedir. Türk vatandaşlığından çıkmak için izin veya çıkma belgesi isteyenlere, a) ergin ve ayırt etme gücüne sahip olmaları, b) yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmaları veya kazanacağına ilişkin inandırıcı belirtilerin bulunması, c) herhangi bir suç veya askerlik nedeniyle aranmamaları, d) hakkında herhangi mali ve cezai tahdit bulunmamaları şartıyla izin verilebilebilmektedir. Eşlerden birinin çıkma izni alarak vatandaşlıktan çıkması diğer eşi etkilemezken ; Türk vatandaşlığını kaybeden ana ya da babanın talebinin bulunması ve diğer eşin de muvafakat etmesi halinde, çocukları da kendileriyle birlikte Türk vatandaşlığını kaybedecektir. Bununla beraber, vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemlerde bulunduğu için vatandaşlığı kaybettirilenler Bakanlar Kurulunca, seçme hakkını kullanarak vatandaşlığını kaybedenler içinse İçişleri Bakanlığı kararıyla milli güvenlik açısından engel bir halinin bulunmaması ve Türkiye'de 3 yıl ikamet etmesi şartıyla Türk vatandaşlığını yeniden kazanma hakkı bulunmaktadır.

 

Uluslararası Sözleşmeler

 

Türkiye ayrıca insan hakları ile ilgili olan uluslararası sözleşmelerin çoğuna taraftır (Edirne Roman Derneği, European Roma Rights Centre ve Helsinki Yurttaş Derneği 2008, s. 29):

1.       Birleşmiş Milletler Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (ICCPR): Türkiye bu sözleşmeyi 23 Eylül 2003 tarihinde onaylamış; 23 Aralık 2003 tarihinde ise yürürlüğe girmiştir (s. 29).

2.       Birleşmiş Milletler Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Birinci İhtiyari Protokolü: Türkiye bu protokolü 2 Ekim 2006’da onaylamış ve 24 Şubat 2007’de yürürlüğe girmiştir.

3.       BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ICESCR): Türkiye tarafından 23 Eylül 2003’te onaylanan sözleşme 23 Aralık 2003’te yürürlüğe girmiştir (s. 30).

4.       Çocuk Hakları Sözleşmesi: Bu sözleşmenin onay tarihi 4 Nisan 1995 iken yürürlüğe giriş tarihi 4 Mayıs 1995’tir (s. 31).

5.       Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW): Türkiye tarafından 20 Aralık 1985 tarihinde onaylanan sözleşme, 19 Ekim 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir (s. 32).

6.       CEDAW İhtiyari Protokolü ise Türkiye tarafından 2002 yılında onaylanmıştır (s. 33).

7.       Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme (CERD): 16 Eylül 2002 tarihinde imzalanan Sözleşme 16 Ekim 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

8.       İşkence ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme (CAT): Bu sözleşme ise, 2 Ağustos 1988’de onaylanmış ve 1 Eylül 1988’de yürürlüğe girmiştir (s. 34).

 

Avrupa Standartları

 

1.       İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (AİHS): Türkiye bu sözleşmeye 18 Mayıs 1954’ten bu yana taraftır.

2.       Türkiye ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yargılama yetkisi içindedir.

3.       Ayrımcılığa ilişkin genel bir yasak koyan 12. Protokol ise Türkiye tarafından 18 Nisan 2001’de imzalanmış fakat henüz onaylanmamıştır (s. 35).

4.       Avrupa Sosyal Şartı: Türkiye bu Şartı 24 Kasım 1989’da onaylamıştır.

5.       Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı: Türkiye 1 Ağustos 2007’de yürürlüğe giren Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı Türkiye tarafından 27 Haziran 2007’de onaylanmıştır (s. 36).

6.      İşkencenin ve Gayriinsani ya da Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi: Bu sözleşme Türkiye tarafından 26 Şubat 1988 tarihinde onaylanırken 1 Şubat 1989 tarihinde ise yürürlüğe girmesi gerçekleşmiştir (s. 37). 

 

Pratik ve Olumsuz Göstergeler

 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesinde, “Herkes  dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” ifade yer almaktadır. Bununla beraber kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ve devletin, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu belirtilmektedir. Cinsiyetçi yapının önüne geçebilmek için atılmış bu adımda; çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı da açıkça belirtilmiştir.

The Observatory for the Protection of Human Rights Defenders’ın Turkey başlıklı Mayıs 2012’de yayınlanan raporunda, Türkiye’nin büyük etnik, dinsel ve dilsel çeşitliliğe sahip bir ülke olduğu belirtilmiş ve sadece Türklere Kürtlere ve Ermenilere değil aynı zamanda Aleviler, Yezidiler, Süryaniler, Lazlar, Caferiler, Romanlar, Rumlar, Kafkasyalılar ve Yahudilere de ev sahipliği yapmakta olduğu ifade edilmiştir. Anayasanın 66. Maddesinde “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” ifadesi yer almaktadır. Raporda belirtilene göre, Anayasa etnik kökene bağlı olmayan Türk ulusu ve anayasal vatadaşlığının bölünmezliğini doğruluyor. Sonuç olarak, raporda belirtildiği üzere “Türk” kelimesi yasal olarak Türkiye’deki tüm vatandaşları ifade etmektedir. Aynı zamanda, Temmuz 2009’da, hükümet ‘Demokratik Açılım’ adı altında Türkiye’deki Kürtlerin haklarını geliştirecek bir plan duyurdu. Bu açılımın, Türk hükümeti ile Türkiye’deki Kürt nüfusu arasındaki gerginlikleri çözecek kapsamlı ve çok katmanlı bir politika olduğu söylendi. Açılımın birinci bölümü, Kürt camilerinde Kürtçe dualara izin vermeyi ve resmi olarak Kürt şehirlerinin Türkçe isimlerinin değiştirilip Kürtçe olmasını içeriyordu. Açılımın ikinci aşaması, büyük olasılıkla PKK militanları için genel afı kapsamaktaydı. Son ve en zor aşama ise daha az bir etnik temele dayanan yeni bir vatandaşlık tanımını ve okullarda Kürt dili sınıflarına izin veren anayasal değişikliklerden oluşmaktaydı. Fakat, Şubat 2012’de, sadece birinci aşama başlatıldı. Dolayısıyla, etnik temelleri olmayan bir vatandaşlık tanımı henüz anayasada yerini almamıştır.

The Review of The Turkish Government Under the UN International Convention on the Elimination of All Forms of Racial Discrimination (CERD) Raporu da bu noktayı belirterek Anayasa’nın 66. Maddesi ‘Türkiye vatandaşlığı’ yerine ‘Türk’ ifadesini kullanarak vatandaşlığı tanımlaması bakımından anti ayrımcılık ilkesini ihlal etmekte olduğu söylenmiştir.. Buna göre, ‘Türk’ kelimesi özellikle Türk etnik kökeni ifade etmek için kullanılmaktadır.

Minority Rights Groups International’ın 2012 yılı için yayınladığı raporuna göre Anayasada yapılması beklenen değişiklikler büyük önem taşımaktadır çünkü şu anda sadece Ermeniler, Yunanlılar ve Yahudiler olmak üzere üç azınlık grubu tanınmıştır. Aleviler, Kürtler ve Romanları da kapsayan diğer azınlık grupları dışarıda bırakılmıştır. Tanınan gruplar bile ayrımcılıkla karşılaşmaya devam etmektedirler. Dolayısıyla, Anayasada belirtilen eşit vatandaşlık haklarından yararlanabilmeleri için bu grupların yapılan anayasa değişiklikleri ile tanınması gerekmektedir. Yani yukarıda bahsedilen Anayasanın 10. Maddesinin pratikteki sonuçları ve uygulanabilirliği açısından böyle bir değişikliğin zorunluluğu öngörülmektedir.

Türkiye'de diğer dikkati çeken ve yoğun bir şekilde yaşanan ayrımcılık Türkiye'deki Romanlarla alakalıdır. 

Türkiye’deki Çingeneler (neden Çingene kavramının kullanıldığına dair bkz. [1]) için Temmuz 2006-Ocak 2008 tarihinde Edirne Roman Derneği, European Roma Rights Centre ve Helsinki Yurttaş Derneği tarafından gerçekleştirilen ve Adrian Marsch tarafından hazırlanan saha araştırmasında Türkiye’deki Çingenelerin ikinci plana itilmesi, toplumda ya da devlet ile ilgili durumlarda ayrımcılığa maruz kalması ve toplumda damgalanıp tamamen dışlanılması ile ilgili olarak çarpıcı verilere ulaşıldı (Edirne Roman Derneği, European Roma Rights Centre ve Helsinki Yurttaş Derneği 2008 s. 53).

 

*Fotoğraf (s. 51).

 

 Hazırlanan raporda Çingenelerin maruz kaldığı ayrımcılık alanları şunlardır:

 

1.       Çingene gruplarının yerleşim ve barınma hakkı konusunda ayrımcılık

2.       Çingene gruplara karşı şiddet (s. 54)

3.       Çingenelerin eğitimden dışlanması (s. 55)

4.       Çingenelerin ekonomiden dışlanması (s. 56)

5.       Sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik sisteminde yaşanan ayrımcılık (s. 57)

6.       Kişisel belgelere erişimdeki zorluklar

7.       Çingenelerin kamusal görevlerden dışlanması (s. 58)

8.       Çingene yerleşimlerinin yok edilmesi (s. 62)

9.       Standardın altındaki iskan koşulları (s. 73)

10.     Barınmaya erişimde ayrımcılık (s. 76)

11.     Çingenelere karşı polis ve devlet dışı aktörler tarafından uygulanan şiddet (s.80)

12.     Çingenelerin işe erişimde karşılaştıkları ayrımcılık (s. 86)

 

Ayrıca, European Roma Rights Centre’dan (ERRC) ulaşılabilecek veriler de Çingenelerin uğradığı ayrımcılığı gözler önüne sermektedir. Örneğin, 1995 Aralık ayında, 51 yaşındaki Zehala Baysal ismindeki Roman kadının polis gözaltısında işkenceye uğradığı ve aldığı yaralar sebebiyle hastanede yaşamını kaybettiği yazılmıştır (European Roma Rights Centre 1997).

European Roma Rights Centre'ın (ERRC) Mart 2003’te yaptığı alan çalışması boyunca, ERRC’nin konuştuğu çoğu Roman temel insan haklarına ve özgürlüklerine erişimde ayrımcılığa maruz kaldıklarını rapor etmişlerdir. Edirne’de Gaus Bey Romanlar yerleşimindeki bir Roman şehirde kamu konutlarında ayrımcılığa maruz kaldıklarına dair tanıklık etmiştir. Ayrıca, söylendiğine göre şehirdeki çoğu restoran da Romanlara servis yapmayı reddetmiştir. İsmini vermeyi rededen bir Roman İstanbul’un Ümraniye alanında, yaklaşık olarak altı yüz Romanın çoğunun kişisel belgelere sahip olmadıklarını belirtmiştir. Bunun sonucu olarak, alana yerleşen Romanlar sosyal yardım, tıbbi bakım ya da çocuk yardımı gibi bazı temek haklarıa erişmediklerini söylemişlerdir. Gerekli belgelere sahip olmadıkları gerekçesiyle bir Roman çiftin yasal olarak evlenmeleri engellenmiştir dolayısıyla bu çiftin çocuklarına gerekli olan kişsel belgelere sahip değildir. Romanlar ayrıca, tıbbi bakım istediklerinde, doktorların onları tedavi etmeyi reddettiklerini ya da kimin ilk geldiğine bakılmaksızın Roman olmayan hastaların tedavisi yapılana kadar beklediklerini rapor etmişlerdir.  İstanbul’daki bir diğer Roman yerleimi olan Çayırbaşı’ndaki Roman ise ayrımcılığın bir sonucu olarak Roman etnik kökenlerini sakladıklarını söylemiştir. İsmini vermek istemeyen Roman ayrıca aksansız Türkçe konuşabilmek için Roman dilini konuşmayı kestiklerine dair tanıklık etmiştir (European Roma Rights Centre 2003).

15 Şubat 2004 tarihinde ise Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (European Commission against Racisim and Intolerance, ECRI) ırkçılık ve hoşgörüsüzlük üzerine ülke analizleri ile ilgili ikinci raporu yayımladı. ECRI, Türkiye'deki Roman nüfusunun gerçek durumu ile igili olarak yürütülen kapsayıcı bir araştırmanın yokluğunu not etmiştir. Dolayısıyla Romanların sosyal, ekonomik ve kültürel haklarının değerlendirilmesi yapılamamaktadır. Raporda yazılanlar:

“Görünüşe bakılırsa yetkililer Türkiye’deki Romanların gerçek durumunu belirlemek için herhangi bir araştırma yürütmemişlerdir ve bu konu üzerine resmi bilgiler yoktur. Fakat Avrupa Roman Hakları Merkezine göre, Türkiye’deki Roman toplulukları sosyal dışlama yüzünden çok büyük zorluklar yaşamaktadırlar. İşe alma, konut ve kamu alanlarına erişimde ayrımcılıkla karşılaşıyorlar. Alternatif bir konaklama teklif edilmeksizin genellikle zorla tahliye edildikleri kamplarda zor koşullarda yaşamaktadırlar. Sağlık, işe alma ve eğitim konularında fırsat eşitsizliği vardır. Örneğin, veliler çocuklarını genellde okula gönderemiyorlar (European Roma Rights Centre  2005)."

18/ 03 / 2013

 


[1] Raporda belirtildiği üzere: “Bu rapordaki Çingene kavramı, Romanlar, Domlar ve Lomlar olmak üzere Türkiye’de yaşayan bütün grupları kapsayacak şekilde, en geniş anlamıyla kullanılmıştır. Bu grupların hepsi, birbirinden farklı kültürlere ve dillere (Romanes, Domari ve Lomavren) sahiptir (Edirne Roman Derneği, European Roma Rights Centre ve Helsinki Yurttaş Derneği 2008, s. 53).”

 

Kaynakça:

 

CERD (2009), The Review of the Turkish Government under the UN International Convention on the Elimination of All Forms of Racial Discrimination, < http://www2.ohchr.org/english/bodies/cerd/docs/ngos/KHRPTurkey74.doc-2009-02-11>

 

Edirne Roman Derneği, European Roma Rights Centre, Helsinki Yurttaş Derneği (2008), Biz Buradayız!: Türkiye’de Romanlar, Ayrımcı Uygulamalar ve Hak Mücadelesi, (çev. E. Taboğlu ve S. Öney) İstanbul: Mart Matbaacılık.

 

European Roma Rights Centre (2003), In Turkey, Roma Face Discrimination <http://www.errc.org/article/in-turkey-roma-face-discrimination/1113>

 

European Roma Rights Centre (1997), Romani Woman Killed in Police Custody in Turkey, < http://www.errc.org/article/romani-woman-killed-in-police-custody-in-turkey/1766>

 

European Roma Rights Centre (2005), Council of Europe Anti-Racism Body Issues Report on Turkey, < http://www.errc.org/article/council-of-europe-anti-racism-body-issues-report-on-turkey/2347>

 

Minority Rights Groups International (2012), State of the World’s Minorities and Indigenous People 2012 : Focus on Land Rights and Natural Resources, <http://www.minorityrights.org/11374/state-of-the-worlds-minorities/state-of-the-worlds-minorities-and-indigenous-peoples-2012.html>

 

The Observatory for the Protection of Human Rights Defenders (2012), Turkey: Human Rights Defenders, Guilty until Proven Innocent, <http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrc/docs/ngos/OMCT_FIDH_Turkey106.pdf>