Türkiye'de Tasarruflar

Yazı Dizisi - 4

28 Aralık 2012

Neslihan Can – SEAL Ekonomisti

Merve Özer – SEAL Ekonomisti

Yazı dizisinin önceki bölümlerinde belirtildiği gibi demografik fırsat penceresi olarak adlandırılan süreç ekonomik büyümeye otomatik olarak katkı sağlamamaktadır. Bu sürecin değerlendirilebilmesi için doğru politika ortamının yaratılması ve demografik yapının ekonomik büyümeye katkı sağlayabileceği olası kanalların doğru yönlendirilmesi zorunludur.

Klasik iktisat teorisine göre üretim faktörlerindeki büyümenin ekonomik büyümeyi etkileyen temel unsurlar olduğu göz önüne alındığında sermaye birikiminin sağlanması açısından tasarruflar önem arz etmektedir. Bu nedenle, demografik yapıdaki değişimin ekonomik büyümeye katkı sağlayacağı kanallardan birinin de tasarruflar olduğu literatürde belirtilmektedir. Hipotetik olarak, demografik geçiş sürecine girmiş ama süreci henüz tamamlamamış olan ülkelerde bağımlılık oranlarının düşmesi, bir diğer deyişle ekonomik olarak faal olan nüfusa oranla ekonomik olarak aktif olmayan nüfusun azalması nedeniyle eldeki kaynakların daha büyük bir kısmının tasarruflara aktarılabileceği, böylece bir ekonomideki toplam tasarrufların artacağı düşünülmektedir.

Demografik geçiş sürecinin iki temel taşı olan doğum ve ölüm oranlarındaki azalma, farklı kanallarla tasarrufları etkileme potansiyeline sahiptir. 1958 yılında ortaya konan Coale-Hoover hipotezine göre doğum oranlarının düşmesi, çocuk bağımlılık oranını azaltacak ve böylece ebeveynlerin çocuklarına aktaracakları kaynakların göreli olarak azalmasını sağlayacaktır. Bir başka deyişle, daha az sayıda çocuğa bakmakla yükümlü olan aileler, göreli olarak artan kaynaklarını daha fazla tasarrufa aktarabileceklerdir. Diğer taraftan, ölüm oranlarındaki azalmanın bir göstergesi olan doğuşta yaşam beklentisinin artması sonucunda da tasarrufların artması beklenmektedir. Sabit bir refah düzeyini yaşam boyu sürdürmek adına gerekli olan zenginlik yaşam beklentisinin artması sonucu yükselmektedir. Dolayısıyla daha uzun süreler hayatlarını devam ettirecek olan rasyonel bireylerin bu zenginlik talebini tasarruflarındaki artışla karşılamaları beklenmektedir. Bloom, Canning, Sevilla (2003) tarafından belirtildiği üzere tasarruflardaki bu artışın özellikle 40-65 yaş grubunda görülmesi olasıdır. Çünkü bu yaş grubuna gelen kişilerde artık çocuklarına yoğun olarak kaynak transferi yapma eğilimi beklenmemektedir ve emeklilik döneminin de yaklaşması sonucu daha çok tasarruf yapma eğilimi içine girmektedirler. Demografik geçişin henüz başlamadığı dönemdeki görece kalabalık olan kohortların geçiş süreci başladıktan sonraki süreçte 40-65 yaş grubuna varması ile birlikte toplam tasarruflarda bir artış yaşanması beklenebilir.

Grafik 1, Grafik 2 ve Grafik 3’te tasarruflar ile çeşitli demografik değişkenler arasındaki korelasyon görülmektedir. Tasarrufların bir göstergesi olarak gayri safi yurtiçi tasarrufların GSYİH’ya oranı kullanılmıştır. Dünya Bankası veritabanında 2010 yılına ait verisi bulunan 150’den fazla ülke için bu grafiklerde görüldüğü üzere, toplam doğurganlık oranı, yani kadın başına düşen ortalama çocuk sayısı ile tasarruflar arasında negatif yönde bir ilişki mevcuttur. Yaşlı ve genç bağımlılığının ortak bir göstergesi olan toplam bağımlılık oranı ile tasarruflar arasında da aynı yönde bir ilişki görülmektedir. Öteki taraftan, doğuşta yaşam beklentisinin yükselmesi ile tasarruflar arasında pozitif bir ilişki mevcuttur.

Grafik 1: Gayri safi yurtiçi tasarruflar ile doğurganlık ilişkisi

Grafik 2: Gayri safi yurtiçi tasarruflar ve doğuşta yaşam beklentisi ilişkisi

Grafik 3: Gayri safi yurtiçi tasarruflar ve toplam bağımlılık oranı ilişkisi

Yukarıdaki grafikler herhangi bir nedenselliğin göstergesi olmamakla birlikte demografik değişkenler ile tasarruflar arasındaki olası bir korelasyonun işareti olarak yorumlanabilir. Bu ilişkinin var olup olmadığını görmek adına yapılmış çeşitli çalışmalar ampirik literatürde mevcuttur. Bireylerin tüketim ve tasarruf kararlarını gelirleri doğrultusunda yaşam boyu faydalarını maksimize edecek şekilde verdikleri görüşünü savunan yaşam döngüsü hipotezine dayanan bu çalışmalar yüksek genç ve yaşlı bağımlılık oranlarının tasarruflar üzerindeki olumsuz etkisini ortaya koymaktadır. Tsai, Chu, Chung (2000) ve Lee, Mason, Miller (2000) tarafından Tayvan için yapılan çalışmalar, demografik geçiş sürecinde yaşanan doğurganlık düşüşü ve yaşam beklentisi artışının Tayvan’daki tasarruf düzeyini önemli ölçüde etkilediğini göstermektedir. Higgins (1998) yaptığı çalışmada 1950-54 ve 1980-84 dönemi içinde Japonya’da genç bağımlılık oranlarının %12 oranında düştüğünü ve aynı dönemde tasarruf oranının %5,6 oranında arttığını göstermektedir. Yüksek doğurganlık oranlarının gözlemlendiği Kenya, Bangladeş gibi ülkelerde ise yükselen genç bağımlılık oranlarının tasarrufları azalttığı görülmektedir. Diğer yandan yaşlı bağımlılık oranının yükselmesi de yaşam döngüsü hipotezi ışığında tasarrufları düşürücü bir etkiye sahiptir. Higgins (1998) yaptığı projeksiyonlarda, 2025 yılına kadar Kanada’nın yaşlı bağımlılık oranında %9,8’lik bir artış olacağını ve bunun tasarruflara %7’lik bir düşüş olarak yansıyacağını göstermektedir. Aynı çalışmada benzer bir durum Almanya için de ortaya konulmaktadır. 

Literatürde demografik fırsat penceresi dönemini verimli değerlendiren ve büyüme mucizesi olarak ön plana çıkan Doğu Asya ülkeleri, 1960-1990 döneminde önemli demografik değişimler yaşamışlardır. Örneğin, Singapur’da 1960’lı yıllarda 5 olan toplam doğurganlık oranı, 1990’a gelindiğinde 1,8’e düşmüştür. Aynı dönemde Güney Kore’de bu oran 6,16’dan 1,59’a; Hong Kong’da 5,16’dan 1,27’ye gerilemiştir. Bu önemli doğurganlık düşüşlerinin etkisi toplam bağımlılık oranında görülmektedir. 1960’lı yıllarda neredeyse %80 olan bağımlılık oranı 1990’lara gelindiğinde yarı yarıya düşmüştür. Aynı dönemde bu ülkelerde gerçekleşen ortalama tasarruf oranı artışları Tablo 1’de görülmektedir.

Tablo 1: Bazı Doğu Asya ve OECD ülkelerindeki ortalama tasarruf oranları

Büyüme mucizesi olarak anılan Güney Kore ve Singapur gibi ülkelerde 1960-1970 döneminde oldukça düşük olan tasarruf oranları takip eden 10 yılda önemli bir artış kaydetmiştir. Uygulanan makroekonomik politikaların yarattığı istikrar ve ekonomik büyüme her ne kadar tasarruf artışında önemli bir role sahipse de, bu ülkelerin yaşadığı hızlı demografik dönüşümün de tasarruflardaki bu artışa belli bir oranda katkı sağladığı yapılan çalışmalarda görülmektedir. Kişi başı GSYİH’nın, 1970-1990 döneminde Hong Kong’da ortalama %6, 1960-1990 döneminde ise Singapur ve Güney Kore’de yine ortalama %6 büyüdüğünü göz önüne alırsak demografik dönüşümün de katkı sunduğu tasarruf artışlarının demografik fırsat penceresinin değerlendirilmesi adına önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Young (1994) yaptığı çalışmada yeni sanayileşmekte olan Asya ülkelerinin büyüme rakamlarının önemli bir bölümünü üretim faktörü birikimine atfederek, tasarrufların ekonomik büyüme üzerindeki rolünü vurgulamaktadır. 

Türkiye’nin demografik fırsat penceresini verimli değerlendirebilmesi için gerekli olan tasarruf artışlarının şu ana kadar yaşanmamış olduğunu Grafik 1’deki eğilimlerden görmek mümkündür. Türkiye’de toplam tasarruf oranlarının özellikle 1988 sonrasında göstermeye başladığı azalma eğilimi devam etmektedir. 2010 yılı itibariyle 13,9% olan tasarruf oranı OECD ülkelerinin de gerisindedir ve bu durum yatırım ortamı açısından umut vaat edici değildir. Doğu Asya ülkelerinin demografik geçiş süreçleri içinde tasarruflar açısından elde ettikleri getirilere kıyasla Türkiye oldukça geride kalmıştır.     

Grafik 4: Tasarrufların GSYİH’ya oranı

Grafik 4’ten görülebileceği gibi 1988 sonrasında yurtiçi tasarruflar düşüş eğilimi göstermektedir. 1980-88 döneminde bütçe, KİT ve sosyal güvenlik açıklarının tetiklediği kamu borcu yurtiçi tasarruflar üzerinde baskılayıcı bir etki yaratmıştır. Fakat 1990’lı yıllarda uygulanan makroekonomik politikaların ekonomik büyümeye önemli bir katkı sağlamamasına ek olarak 2001 yılında yaşanan ekonomik krizin ardından Türkiye ekonomisi önemli yapısal değişimler içine girmeye başladı. 2001 krizi sonrasında mali disiplini korumak için uygulanan politikalar sonucunda kamu tasarrufları artış eğilimi göstermeye başladı. Ne var ki, aynı dönemde kredi imkanlarındaki kolaylıklar ve ertelenmiş tüketimin de etkisiyle tedbir amaçlı yapılan tasarruflardan uzaklaşılmış ve özel tüketimin arttığı gözlenmiştir. Bu durum özel tasarruflara olumsuz olarak yansımıştır. Özel tasarruflarda gözlemlenen bu azalma yurtiçi tasarrufları baskılamakta ve düşüş eğilimine neden olmaya devam etmektedir.

Yurtiçi tasarrufların az olduğu bir ülkede dış tasarruflara dayanan yatırımların artması gözlenir ve bu durum ülke ekonomisinin istikrarlı bir biçimde büyümesini engeller. Genel olarak bakıldığında kişi başına düşen gelirin düşük olması, krizler sonrasında gelen gelir kayıpları, finansal piyasaların az gelişmişliği bir ülkede tasarruf açığının neden kaynaklandığını gösteren faktörlerden bazılarıdır. Bahsedilen kriz ortamları, yarattığı gelir kayıpları ve ertelenen tüketim nedeniyle Türkiye’de tasarrufları olumsuz yönde etkileyen en önemli unsurlardan biridir. 10. Kalkınma Planı için kurulan Yurtiçi Tasarruflar Özel İhtisas Komisyonu tarafından hazırlanan ön raporda da düşen faiz ve enflasyon oranlarının olduğu bir ortamda kredi genişlemesine paralel artan tüketimin özel tasarrufları aşağı çeken en önemli neden olduğu vurgulanmaktadır. Aynı raporda Türkiye’nin bugüne kadarki büyüme kaynağının sermaye birikimi olduğu, bu nedenle de tasarruf artışının tek başına yeterli olmasa da yatırımda dış bağımlılığı azaltmak, cari açığı düşürmek ve sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşmak adına önemli olduğu belirtilmiştir.

Grafik 5: Tasarruf ve yatırım oranları

Cilasun ve Kırdar (2009), 2005 yılında Türkiye’de medyan hanehalkı tasarrufunu %9 olarak tahmin etmiş ve Türkiye’nin az tasarruf yapan ülkeler kategorisinde olduğunu belirtmişlerdir. 10. Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyonu ön raporunda da Türkiye’de 2004 yılında %8 olarak tahmin edilen medyan hanehalkı tasarrufunun 2008 yılında %1,8’e düştüğü belirtilmiştir. Aynı rapor Türkiye’de hanehalkı tasarruflarının en önemli belirleyicilerinin faiz, gelir, enflasyon ve genç bağımlılık oranı olduğunu belirtmektedir. Son dönemlerde reel faiz oranlarında yaşanan düşüşün tasarrufları olumsuz, enflasyondaki düşüşün de tasarrufları olumlu etkilediği düşünülebilir. Ne var ki, Cilasun ve Kırdar’ın (2009) çalışmasında görüldüğü gibi, Türkiye’de tasarrufların en önemli belirleyicisi gelirdir. Çalışmanın bulgularına göre en düşük gelir grubunda bulunan hanehalklarının tasarrufları negatiftir. Gelir seviyesi yükseldikçe tasarruf oranları da beklenildiği gibi artmaktadır. Fakat Türkiye’de en yüksek gelir grubunun tasarruf oranı olan %24, Tayland, Tayvan gibi yaklaşık %50 oranında tasarruf yapan ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça geride kalmaktadır.

Grafik 5’ten görülebileceği gibi, Türkiye’de tasarruflar yaşa göre incelendiğinde yaşam döngüsü hipotezinin çıkarımlarına uymayan bir yapıyla karşılaşmaktayız. Yaşam döngüsü hipotezine göre orta yaşlarda emekliliğe yaklaşıldıkça tasarrufların en üst düzeyine ulaşmasını ve sonra düşüşe geçmesini bekleriz fakat Türkiye’de 60’lı yaşlardan sonra da oldukça yüksek tasarruf oranları gözlemlenmektedir. Bu yaşlarda gelirin daha düşük olmasına rağmen tasarrufların daha fazla oluşunu Cilasun ve Kırdar (2009) yaşlıların önemli bir kesiminin sosyal güvenlik sistemi dışında oluşuna ve yaşlı ebeveynlerin çocukları ile birlikte yaşamasına bağlamaktadır. Özel İhtisas Komisyonu raporunda yaşlıların yüksek tasarruf oranlarını açıklamak adına vurgulanan diğer noktalar ise çocuklarıyla yaşayan ve hanehalkı reisi olarak görülen yaşlı ebeveynlerin analizi etkilemesi ihtimali ve miras saikidir.

Grafik 6: Türkiye’de yaşa göre tasarruf profili

Türkiye’de tasarrufların düşük olmasının bir diğer nedeni de düşük işgücüne katılım oranlarıdır. Çalışma çağında bulunan kişilerin işgücüne katılmaması ya da işsizlik nedeniyle verimli bir çalışma imkanı bulamaması ve gelir kazanamaması nedeniyle ekonomik bağımlılığı devam etmektedir. Hipotetik olarak 15-64 yaş grubu ekonomik olarak bağımlı olmayan nüfus olarak görülse de bu yaş grubu içinde bulunan kişilerin işsizlik nedeniyle gelir kazanamaması, özellikle de bu yaş grubundaki kadınların işgücüne katılım oranlarındaki düşüklük, aslında ekonomik olarak bağımlı olan nüfusun oranını yükseltmekte ve dolayısıyla tasarruf oranlarını olumsuz etkilemektedir. Özel İhtisas Komisyonu raporunda belirtildiği üzere, yapılan uluslararası çalışmalar kadınların işgücüne katılım oranının %10 artmasının tasarrufları %1,5 oranında arttırdığını göstermektedir.

Bir ülkenin eğitim seviyesi de gelir üzerinde yarattığı olumlu etkiden dolayı o ülkenin tasarruf oranlarını etkileyen önemli unsurlar arasındadır. Yapılan araştırmalar neticesinde eğitim seviyesi yüksek olan kesimin gelir düzeyinin de daha iyi olduğu ve daha fazla finansal varlığa sahip olduğu belirtilmektedir. Türkiye’de eğitim seviyesi yüksek olan kesim, eğitim seviyesi düşük olan kesime kıyasla oransal olarak daha azdır. Bu durum doğrudan gelir seviyesini etkilemektedir. Daha az gelire sahip olan kesimlerin marjinal tasarruf eğilimlerinin daha düşük olması beklendiğinden, işgücünün düşük eğitim seviyesine sahip olması Türkiye’de tasarrufların az olmasının bir diğer nedeni olarak da gösterilebilir. Cilasun ve Kırdar (2009), Türkiye’nin yüksek tasarruf oranına sahip bir ülke olan Tayvan’a kıyasla daha düşük tasarruf oranına sahip olmasını hem eğitim seviyesinin görece düşük olmasına, hem de eğitimli grubun nüfus içindeki payının görece daha az oluşuna bağlamıştır.

Demografik bir bakış açısıyla Türkiye’deki tasarrufların durumunu incelediğimizde ise genç bağımlılık oranlarındaki düşüşün hanehalkı tasarruflarına olumlu yansıdığını söyleyebiliriz. Özel İhtisas Komisyonu tarafından yapılan tahminlere göre 2005-2008 dönemindeki özel tasarruf düşüş hızı kısmen de olsa genç bağımlılık oranındaki düşüş sayesinde yavaşlamıştır. Yaşa göre artan ve ileri yaşlarda da yüksek kalmaya devam eden tasarruf oranları da doğuşta yaşam beklentisindeki artışın tasarruflar üzerindeki olumlu etkisi olarak yorumlanabilir.

2000’li yılların başı itibariyle içinde bulunduğumuz demografik fırsat penceresinin verimli değerlendirilebilmesi için doğru politika ortamının yaratılması elzemdir. Demografik yapıda ekonomik büyüme lehine olan gelişimler yukarıda belirtildiği gibi tasarruflar üzerinde kısmen de olsa olumlu bir etki yaratmaktadır fakat tasarruf oranlarının daha da artması için tek başına yeterli değildir. Bu bilgiler ışığında gelir dağılımını düzeltici tedbirlerle birlikte tasarrufları teşvik edici programların uygulanması, işgücüne katılımın arttırılması ve işgücünün eğitim seviyesinin yükseltilmesi, demografik fırsat penceresini verimli değerlendirebilmemiz için gerekli olan tasarruf artışlarını sağlamak adına uygulanması gereken politikalar olarak ortaya çıkmaktadır.

Kaynakça

Bloom, D.E., Canning, D. & Sevilla, J., 2003. The Demographic Dividend: A New Perspective on the Economic Consequences of Population Change. RAND.

Cilasun, S.M. & Kırdar, M.G., 2009. Türkiye'de hanehalklarının gelir, tüketim ve tasarruf davranışlarının yatay kesitlerle bir analizi. İktisat, İşletme ve Finans, 24, pp.9-46.

Coale, A. & Hoover, E., 1958. Population Growth and Economic Development in Low-Income Countries: A Case Study of India's Prospects. Princeton, New Jersey: Princeton University Press.

Dünya Bankası, 2011. Yüksek Büyümenin Sürdürülebilirliği: Yurtiçi Tasarrufların Rolü Türkiye Ülke Ekonomik Raporu. T.C.Kalkınma Bakanlığı.

Dünya Bankası, 2012. World Development Indicators. [Online] Available at: http://databank.worldbank.org/ddp/home.do [Accessed 27 December 2012].

Higgins, M., 1998. Demography, National Savings, and International Capital Flows. International Economic Review, 39(2), pp.343-69.

Lee, R., Mason, A. & Miller, T., 2000. Life Cycle Saving and the Demographic Transition: The Case of Taiwan. Population and Development Review, 26, pp.194-219.

T.C.Kalkınma Bakanlığı, 2012. 10.Kalkınma Planı Yurtiçi Tasarruflar Özel İhtisas Komisyonu Ön Rapor. Ankara.

T.C.Kalkınma Bakanlığı, 2012. Ekonomik ve Sosyal Göstergeler. [Online] Available at: http://www.dpt.gov.tr/PortalDesign/PortalControls/WebIcerikGosterim.aspx?Enc=83D5A6FF03C7B4FCA4781AFB16189036083F239D24768693A2F910AC764FA886 [Accessed 27 December 2012].

Tsai, I.-J., Chu, C.Y.C. & Chung, C.-F., 2000. Demographic Transition and Household Saving in Taiwan. Population and Development Review, 26, pp.174-193.

Young, A., 1994. Lessons from the East Asian NICs: A Contrarian View. European Economic Review, 38, pp.964-73.