Türkiye'de İşgücü Piyasası

Yazı Dizisi - 3

21 Aralık 2012

Neslihan Can – SEAL Ekonomisti

Merve Özer – SEAL Ekonomisti

Yazı dizisinin ikinci bölümünde belirtildiği gibi Türkiye’nin demografik fırsat penceresi döneminin yaklaşık olarak 2040 yılında kapanacağı tahmin edilmektedir. Daha önce belirtildiği üzere, terimden de anlaşılabileceği gibi bu dönem demografik yapının ekonomik büyüme lehine sunduğu bir fırsat dönemidir, fakat bu dönemde yüksek ekonomik büyüme rakamlarına ulaşılacağının garantisi yoktur. İstihdam, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi alanlarda yapılacak doğru politika uygulamaları ile bu dönemin iyi değerlendirilmesi mümkündür.

Demografik fırsat penceresinin çeşitli kanallar yoluyla ekonomik büyümeye katkı sağlaması beklenmektedir. Bu kanallardan ilki, bu yazının konusu olan işgücüdür. Klasik iktisat teorisine göre üretim faktörlerindeki büyüme ve teknoloji ekonomik büyümenin temel taşlarıdır. Bu nedenle, üretim faktörlerinden biri olan emeğin nicel ve/veya nitel olarak büyümesinin ekonomik büyümeye katkı sağlaması beklenmektedir. Demografik fırsat penceresi döneminde çocuk bağımlılık oranlarının düşmesi ve yaşlı bağımlılık oranlarının henüz tam artmamış olması sonucu çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfusa oranı artmaktadır. Bir başka deyişle, doğum oranlarının demografik geçiş sürecinde azalması sonucu çalışma çağındaki nüfus, toplam nüfustan daha hızlı büyümektedir. Emek piyasası açısından duruma bakıldığında bu dönemde emek arzının potansiyel olarak büyümesi söz konusudur ki bu aynı zamanda üretim faktörlerinden birinin büyüyerek, uygun ortam yaratılması halinde, ekonomik büyümeye katkı sağlaması anlamına gelmektedir. Fakat demografik fırsat penceresi döneminde emek arzındaki bu artış doğru politikalarla desteklenmezse, işgücüne katılımda beklenen artış gerçekleşmeyebilir veya ülke ekonomisi yüksek işsizlik oranlarının yarattığı baskı ile karşı karşıya kalabilir.

İşgücü kanalı açısından bakıldığında Türkiye, demografik geçiş sürecini şu ana kadar verimli değerlendirememiştir. İşgücüne katılım oranları ele alındığında, Türkiye’de işgücüne katılım diğer ülkelere kıyasla düşüktür. 2010 yılı Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’de işgücüne katılım oranları  %52,7 iken, OECD ülkelerinde bu oran %70,4 civarındadır. Bunun yanı sıra Türkiye’de kadın iş gücü katılım oranı  %30,2 ve erkek iş gücü katılım oranı %75,4 iken OECD ülkelerinde bu oranlar kadınlar için %61,5 ve erkekler için % 79,2’dir. Dünya Bankası sınıflandırmalarına göre aynı grupta bulunduğumuz Avrupa ve Orta Asya’daki gelişmekte olan ülkeler arasında da Türkiye en düşük işgücüne katılım oranına sahip ülkedir. Bu rakamlarla Türkiye, dünya ortalamasının da altında kalmaktadır. Bu veriler ışığında, Türkiye’de genel işgücü katılım oranının gerek OECD ülkelerine, gerekse de aynı grupta bulunduğumuz gelişmekte olan Avrupa ve Orta Asya  ülkelerine kıyasla daha düşük olmasının altındaki en önemli nedenlerden biri kadınların işgücüne katılım oranının düşük olmasıdır.

Grafik 1: İşgücüne katılım oranı*

* Dünya Bankası tarafından yapılan işgücüne katılım oranı hesaplamalarında işgücüne dahil olan kişilerin 15-64 yaş grubunda bulunan kişilere oranı alınmaktadır.

Grafik 1’de de görüldüğü gibi, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılma oranı diğer ülke gruplarının ortalamaları ile kıyaslandığında daha düşüktür. Bu oranın düşük olmasının altındaki esas neden köyden kente göç sonucu eğitim seviyeleri göreli olarak daha düşük olan kadınların işgücünden çıkmasıdır. Kırsalda temel geçim kaynağı olan tarım sektörü içinde ücretsiz aile işçisi olarak yer alan, böylece işgücüne dahil olan kadınlar, tarım sektörünün çözülmesi ve kente göç ile birlikte işgücünden çıkmaktadırlar. Tablo 1’de görülen oranlar da bu durumun açık bir kanıtıdır. Maaşların düşüklüğü, enformel sektörde çalışılıyor olması, uzun çalışma saatleri, çocuğun bakımı ve ihtiyaçları gibi ekonomik etkenlerin yanında kadının evde oturmasının gerekliliğini savunan ailevi ya da toplumsal düşünce kalıplarının varlığı kadınların işgücü piyasasına girişini zorlaştırmaktadır.

Tablo 1: Türkiye’de işgücüne katılım oranları (cinsiyet ve yerleşim yerine göre)

Yukarıdaki belirtildiği üzere eğitim seviyesinin düşüklüğü tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş evresinde kadınların işgücüne katılımının azalmasına neden olmaktadır. Tablo 2’den görülebileceği gibi eğitim seviyesi lise ve üstü olan kadınların işgücüne katılım oranları daha fazladır. Fakat 1988’den bu yana Türkiye’de eğitim seviyesi yüksek olan kadınların da işgücüne katılımlarında gözlenen oransal düşüş dikkat çekicidir. Türkiye’nin önemli problemlerinden biri olan eğitimli gruplar arasında görülen işsizlik oranları, iş bulma umudunda azalışa ve bu gruptaki kadınların işgücünden çıkışına neden gösterilebilir.

Tablo 2: Eğitim durumlarına göre kadınların işgücüne katılım oranları

Tablo 3’te görülen oranlar ise kadınların işgücüne katılımında medeni durumun önemli bir rol oynadığının göstergesidir. Hiç evlenmeyen ve boşanan kadınlara oranla, evli kadınların işgücüne katılımı daha azdır. Çocuk bakımının sorumluluğunun geleneksel olarak anne üzerinde olması ve çocuk bakımının maliyetinin yüksekliği evli kadınların işgücünden çekilmesine neden olmaktadır.

Tablo 3: Medeni duruma göre kadınların işgücüne katılım oranları

Birçok araştırma, kadınların işgücüne katılımının U biçiminde olduğunu ortaya koymaktadır (Tansel 2002, Goldin 1995, Durand 1975, Schultz 1990,1991). Tarımın yaygın ve gelirin az olduğu dönemlerde kadınların işgücüne katılımı yüksektir. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte tarımda insan gücü yerine makine kullanımının artması sonucu kırsal kesimde istihdam azalır. Kırsalda yaşanan istihdam azalışı ile birlikte kentlere göç başlar. Tarımda istihdam alanı bulamayan kadın, kentte de sosyo-kültürel nedenler ve eğitim seviyesinin düşüklüğü nedeniyle işgücüne katılamaz. U-biçimli eğrinin sol tarafındaki iniş bu olguyla açıklanmaktadır. Kente göç sonrasında ise, doğum oranları azaldıkça, hizmet sektörü geliştikçe ve kadınların eğitim seviyeleri yükseldikçe kadınların iş gücüne katılımı U-biçimli eğrinin sağ tarafındaki yükselişle paralellik gösterir. Türkiye’de son 20 yıldır kadınların iş gücüne katılımında belirli bir düşüş gözlemlenmiştir ve U-biçimli eğrinin sol tarafındaki inişle uygunluk gösterdiği düşünülmektedir. Günümüzde ise U-biçimli eğrinin tabanında yer aldığı ve önümüzdeki 40 yıl içerisinde kadınların iş gücüne katılım oranının artmasıyla beraber U-biçimli eğrinin yükselen kısmıyla paralellik göstereceği öngörülmektedir. Grafik 2’de de görülebileceği gibi 2005’ten bu yana kadınların işgücüne katılımında gözlemlenen olumlu gelişme bu durumu yansıtmaktadır.

Grafik 2: Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranları

Grafik 3: Türkiye’de yerleşim birimine göre işgücüne katılım oranları

Türkiye’de kır ve kent arasında işgücüne katılımda gözlenen farklılaşma zamanla yıllar içinde azalmıştır fakat hala kırsal alanlarda işgücüne katılım kentsel bölgelere oranla daha yüksektir. Bunun nedeni kırsal ve kentsel alanlardaki istihdam yapısının farklılığıdır. Kırsal alanlarda tarımın temel geçim kaynağı olması nedeniyle kadınlar ve yaşlılar da dahil olmak üzere tüm aile üyelerinin işgücüne katılması kırsal kesimde işgücüne katılım oranlarını arttırmaktadır. Kentlerde ise kadınların işgücüne katılımının azlığı, yaşlıların işgücünden düşmesi ve nitelikli eğitime sahip olmayan kişilerin iş bulma umudundaki azalma ile işgücünden çıkması kentlerde işgücüne katılımı düşürmektedir. Bir başka önemli unsur ise Türkiye’de yakın döneme kadar varlığını koruyan erken emeklilik olgusudur. Tablo 5 ve Tablo 6’daki veriler dikkate alındığında genç yaş gruplarında işgücüne katılımın kırsal kesimde daha fazla olduğunu görmekteyiz. Bunun nedeni eğitimde çok uzun sürenin geçirilmemesi ve tarımda aileyle birlikte erken yaşlarda çalışılmaya başlanmasıdır. Bunun yanı sıra yaş ilerledikçe kırsal kesimdeki işgücüne katılma oranı kadınlarda ve erkeklerde kentlere göre genel olarak yüksek olmaya devam etmektedir. 2011 yılı verilerine göre kırsal kesimlerde erkeklerin işgücüne katılım oranı %93,26 ile en fazla 35-39 yaş grubunda, kentlerde çalışan erkeklerin işgücüne katılım oranı ise % 96,57 ile en fazla 30-34 yaş grubunda görülmektedir. Kadınlarda ise bu durum farklıdır. Kırsal kesimde kadınların işgücüne katılım oranı %52,48 ile en fazla 45-49 yaş grubunda görülmüştür. Kentlerde kadınların işgücüne katılma oranı ise %37,44 oranıyla en fazla 25-29 yaş grubunda görülmektedir. İlerleyen yaşlarda bu oranın azalması kadınların evlenmeleri ve çocuk sahibi olmaları ile açıklanabilir. 65 yaş ve üstünde olan kadın ve erkeklerin kırsal kesimde kentlere oranla daha fazla işgücüne katılımı da yine kırsalın temel ekonomik faaliyetinin tarım olması ile açıklanabilir. Tablo 5’ten görülebileceği gibi kırsal kesimde 64 yaşından sonra ciddi bir azalma gösteren işgücüne katılım, kentte erkeklerin iş gücüne katılımı baz alındığında 54 yaşından sonra azalmaktadır. 

Türkiye’de yaş, işgücüne katılım oranını etkileyen önemli bir faktördür. Tablo 4’te görülebileceği gibi erkeklerin işgücüne katılımı her yaş grubunda kadınlardan yüksektir. 1988 yılında 15-19 ve 20-24 yaş gruplarında görülen görece yüksek işgücüne katılım oranlarının zaman içinde düştüğünü görmekteyiz. Bu durum eğitimde daha uzun yıllar kalma sonucu işgücüne katılım yaşının ötelendiğini göstermektedir. 2011 yılı verilerine göre erkeklerde 44, kadınlarda ise 39 yaşından sonra düşmeye başlayan işgücüne katılım oranları geçmiş dönemlerde yaşanan erken emeklilik olgusunun bir yansıması olarak görülebilir.

Tablo 4: Yaş gruplarına göre işgücüne katılım oranları (Türkiye geneli)

Tablo 5 ve Tablo 6’daki veriler dikkate alındığında genç yaş gruplarında işgücüne katılımın kırsal kesimde daha fazla olduğunu görmekteyiz. Bunun nedeni eğitimde çok uzun sürenin geçirilmemesi ve tarımda aileyle birlikte erken yaşlarda çalışılmaya başlanmasıdır. Bunun yanı sıra yaş ilerledikçe kırsal kesimdeki işgücüne katılma oranı kadınlarda ve erkeklerde kentlere göre genel olarak yüksek olmaya devam etmektedir. 2011 yılı verilerine göre kırsal kesimlerde erkeklerin işgücüne katılım oranı %93,26 ile en fazla 35-39 yaş grubunda, kentlerde çalışan erkeklerin işgücüne katılım oranı ise % 96,57 ile en fazla 30-34 yaş grubunda görülmektedir. Kadınlarda ise bu durum farklıdır. Kırsal kesimde kadınların işgücüne katılım oranı %52,48 ile en fazla 45-49 yaş grubunda görülmüştür. Kentlerde kadınların işgücüne katılma oranı ise %37,44 oranıyla en fazla 25-29 yaş grubunda görülmektedir. İlerleyen yaşlarda bu oranın azalması kadınların evlenmeleri ve çocuk sahibi olmaları ile açıklanabilir. 65 yaş ve üstünde olan kadın ve erkeklerin kırsal kesimde kentlere oranla daha fazla işgücüne katılımı da yine kırsalın temel ekonomik faaliyetinin tarım olması ile açıklanabilir.

Tablo 5: Erkeklerin işgücüne katılımının yaşa ve yerleşim birimine göre dağılımı

Tablo 6: Kadınların işgücüne katılımının yaşa ve yerleşim birimine göre dağılımı

Demografik fırsat penceresinin verimli değerlendirilmesinin önündeki bir diğer engel de işsizlik oranlarıdır. Düşük işgücüne katılım oranları gibi işsizlik de, varsayımsal olarak ekonomik açıdan faal sayılan 15-64 yaş grubu içinde ekonomik bağımlılığın olması anlamına gelmektedir.

Grafik 4: İşsizlik Oranları

Grafik 4’te görüleceği gibi işsizlik oranlarında 2000 sonrası artış eğilimi görülmektedir. 2009 sonrasında yaşanan azalmaya rağmen Türkiye’de işsizlik oranı hala %10’a yakındır. Kadınlar arasında işsizlik oranı erkeklere göre daha yüksektir. Kentte %12’ye yakın olan işsizlik oranı ise kırsal işsizlik oranının oldukça üstündedir. Tarım sektöründe yaşanan daralma ve kırsaldan kente göç sonrasında eğitim düzeyinin düşüklüğü sonucu hem kadınların hem erkeklerin sanayi ve hizmetler sektörlerinde iş bulmakta sıkıntı yaşaması kentteki işsizlik oranlarının yüksekliğini açıklayıcı etmenlerdir.

Tablo 7’den de görülen bir başka olgu ise işsizlik oranlarının 15-19 ve 20-24 yaş grupları arasında yüksek oluşudur. Genç işsizliğinin boyutlarını gösteren bu değerler, özellikle Tablo 8 ile birlikte yorumlandığında dikkat çekicidir. Lise ve üzeri eğitim seviyesine sahip gruplar içinde işsizlik oranlarının bu boyutta olması belli bir eğitim düzeyine ulaşmış önemli bir kesimin ekonomi içinde verimli değerlendirilemeyişini göstermektedir.

Tablo 7: Yaş gruplarına göre işsizlik oranları (Türkiye geneli)

Tablo 8: Eğitim durumuna göre işsizlik

İşsizlikle mücadelede son dönemlerde istenen başarının elde edilememesi ve sorunun kronikleşmesi Türkiye’nin büyüme yapısı ile doğrudan bağlantılıdır. 2001 krizini takiben son 10 yıl içinde GSYH ortalama %5,2 oranında büyümüştür. Buna karşılık aynı dönemde istihdam edilenlerin sayısında ortalama %1,14’lük bir artış gerçekleşmiştir. Grafik 5’te görülen istihdam oranlarındaki düşüş eğilimi bu tespiti doğrulamaktadır. Bu durum Türkiye’nin ekonomik büyümesinin istihdam yaratıcı yönde olmadığını göstermektedir.

Grafik 5: İstihdam Oranları

1988’den 2011’e özellikle erkeklerin istihdam oranındaki düşüş dikkat çekicidir. 1988’de %75,15 olan erkek istihdam oranı, 2011’de %65,11’e gerilemiştir. Kadın istihdam oranında da 2000’li yılların ortalarına kadar benzer bir düşüş yaşanmış, fakat sonrasında bu oran yükselmeye başlamış ve 2011’de %25 seviyesine ulaşmıştır. 1988’den 2000’li yıllara kadar düşüş gösteren kent istihdam oranı ise son yıllarda yükselmiş ve 1988’deki seviyesini yakalamıştır. Kırda istihdam oranı kente kıyasla yüksek olmakla birlikte daha dramatik bir düşüş sergilemektedir.

Tablo 9: Yaşa göre istihdam oranları

Zaman içerisinde 15-24 yaş grubu istihdamının toplam istihdam içindeki payı düşmeye başlamıştır. 1988 yılında toplam istihdam içindeki payı %26 olan 15-24 yaş grubu 2010 yılına gelindiğinde %15’e düşmüştür. Bu düşüşteki temel neden olarak bu yaşlarda eğitime katılımın eskiye göre daha fazla olması ve eğitime devam etme sürelerinin daha da uzamasıdır. 1988 yılı verilerine göre hem erkek hem kadın istihdamının büyük bir çoğunluğu 25-54 yaş grubu arasındadır. Bu durum 2010 yılında değişiklik göstermemiş, yine istihdamın büyük bir çoğunluğu hem kadın hem erkekler için 25-54 yaş grubu arasında gerçekleşmiştir.

Türkiye’nin büyüme yapısının istihdam yaratıcı olmaması sonucu işsizlikte önemli ilerlemelerin kaydedilememesi, doğum oranlarında yaşanan ciddi düşüşlere rağmen kadınların işgücüne katılımının beklenen düzeyde olmaması ve bunun sonucunda işgücüne katılım oranlarının genel olarak düşmesi, daha önce de belirtildiği gibi aslında ekonomik olarak aktif olması varsayılan 15-64 yaş grubu içinde bağımlı bir nüfus grubunun daha olduğunu bize göstermektedir. İşgücüne katılımın arttırılmasına ve istihdam alanlarının yaratılarak işsizliğin azaltılmasına yönelik politikaların uygulanması, Türkiye’nin demografik fırsat penceresini işgücü kanalı açısından verimli değerlendirmesi için önem taşımaktadır.

Kaynakça

Bloom, D. E., Canning, D. & Sevilla, J., 2003. The Demographic Dividend: A New Perspective on the Economic Consequences of Population Change, s.l.: RAND.

Tansel, A., 2012. 2050'ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: İşgücü Piyasasına Bakış, İstanbul: TÜSİAD.

Türkiye İstatistik Kurumu. (tarih yok). 12 20, 2012 tarihinde İşgücü İstatistikleri: http://tuikapp.tuik.gov.tr/isgucuapp/isgucu.zul adresinden alındı.