Türkiye'de Eğitim

Yazı Dizisi - 5

15 Mart 2013

Merve Özer

Ekonomik büyüme için gerekli görülen üretim faktörlerindeki birikim tek başına nicel artışla sınırlı değildir. Nitel birikim olarak değerlendirilebilecek üretim faktörlerinin üretkenliğinin artması da ekonomik büyüme için önem arz etmektedir. Bu bağlamda emeğin üretkenliğini arttıracak olan beşeri sermaye birikimi ön plana çıkmaktadır. Beşeri sermaye birikiminin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, özellikle 1980’li yıllar itibariyle popülerliği artan içsel büyüme modelleriyle birlikte sıklıkla çalışan bir konu olmuştur. Demografik fırsat penceresine doğru giden süreçte gerçekleşen nüfus yapısındaki değişimlerin beşeri sermaye birikimi üzerinde yarattığı olumlu etki kanalıyla ekonomik büyümeye katkı sağlaması beklenmektedir.

Demografik dönüşüm kuramı bağlamında pek çok yönden eğitime vurgu yapılmaktadır. Rasyonel bir bireyin bir yatırım kararı verirken bu yatırımın maliyeti ile yatırımdan gelecekte elde edeceğini umduğu getirileri karşılaştırması beklenir. Eğitimi de yaşam boyu etkisini sürdürecek bir yatırım kararı olarak ele aldığımızda, ölümlülük riskindeki düşüşle birlikte doğuşta yaşam beklentisinin yükselmesi sonucu eğitimin getirilerinin toplanacağı dönem uzamış olmaktadır. Demografik dönüşüm kuramının ilk ayağı olan ölümlülük oranlarının düşmesinin ilk etkisinin bebek ve çocuk ölümlülüğü üzerinde olması ve doğuşta yaşam beklentisinin yükselmesi nedeniyle eğitime yatırım yapma güdüsünün bu süreçte artması beklenmektedir. Grafik 1’de 144 ülke için çizilen eğitim ve doğuşta yaşam beklentisi ilişkisi de bahsedilen pozitif korelasyonu ortaya koymaktadır.

Grafik 1: Eğitim ve yaşam beklentisi ilişkisi

Nüfus yapısındaki dönüşümü tetiklediği iddia edilen tarımdan sanayiye geçiş sürecinde, sanayide istihdam edilecek emeğin daha nitelikli olması gereğinin bir sonucu olarak eğitimin önemi artmıştır. Eğitimde kalma sürelerinin uzaması, kadınların eğitime ve sonrasında işgücüne katılımının artması ile birlikte doğurganlık oranlarındaki düşüşü tetiklemektedir. Doğurganlık oranlarındaki düşüş daha az sayıda çocuğa daha yoğun yatırım yapılması imkanını sağlamaktadır. Daha yoğun eğitim yatırımı yapılmış olan kuşaklar gelecek dönemlerde daha kalifiye bir işgücünün oluşumuna katkı sağlayacağından ekonomik büyümeyi tetikleyecektir. Grafik 2’de de görülebilecek olan nitelik-nicelik geçişi olarak adlandırılan bu olgu ile birlikte ülkenin beşeri sermaye birikiminin artması ve bu birikimin demografik fırsat penceresi döneminde ekonomik büyümeye katkı sağlaması beklenmektedir.

Grafik 2: Eğitim ve doğurganlık ilişkisi

Eğitim düzeyinin artması, işgücü becerilerinin artması ve üretkenlik artışı yoluyla ekonomik büyümeye katkı sağladığı gibi tasarruflar kanalıyla da ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkilemektedir. Eğitim düzeyi yükseldikçe artan gelirle birlikte tasarruf yapma eğilimi de artmaktadır. Dolayısıyla eğitim düzeyindeki artışın demografik fırsat penceresi döneminde bir çarpan etkisi yaratarak ekonomik büyümeye katkı sağlaması muhtemeldir.

Demografik fırsat penceresinin ekonomik büyüme için yarattığı olumlu ortamı değerlendirmeyi başaran ülkeler için yapılan çalışmalar eğitim düzeyindeki artışın ekonomik büyüme mucizesinin yaratılmasında önemli olduğunu göstermektedir. 1993’te yayınlanan Dünya Bankası raporu, 1960’lı yıllar itibariyle Doğu Asya ülkelerini diğer gelişmekte olan ülkelerden ayrıştıran özelliklerden birinin işgücünün becerilerini arttırmaya yönelik yaygın temel ve orta düzeyde eğitim olduğunu vurgulamaktadır. Bloom ve Canning (2003), 1960’lı yıllarda özellikle orta eğitim düzeyinde yapılan değişikliklerle eğitim olanaklarının artmasının, İrlanda’nın 1990’lı yıllarda ulaştığı yüksek ekonomik büyüme rakamlarına katkı sağladığını belirtmektedir.

Tablo 1: 15 yaş üstü nüfusun ortalama eğitim süresi

Demografik dönüşüm kuramı bağlamında hem bir sebep hem de bir sonuç olan eğitim düzeyi, Türkiye’nin 2000’li yılların başı itibariyle içinde bulunduğu demografik fırsat penceresi dönemini verimli değerlendirip değerlendiremeyeceğinin belirleyicilerinden biridir. Tablo 1’den de görüleceği gibi demografik fırsat penceresinin getirilerini değerlendirmeyi başaran ülkelere kıyasla Türkiye daha geri bir eğitim düzeyden başlamasına rağmen önemli bir ilerleme göstermiştir. Okullaşma oranları açısından baktığımızda, Tablo 2’de de görüldüğü üzere tüm eğitim düzeylerinde kadın ve erkekler arasındaki okullaşma oranı farkları oldukça azalmıştır. Fakat ilköğretimde görülen 98%’lik okullaşma oranının ardından ortaöğretimde bu oranın %67’ye düşmektedir. Barro ve Lee (2010) tarafından hazırlanan veri setinin göstergelerine göre Türkiye’de 15 yaş üstü nüfusun %42’sinin ulaştığı en yüksek eğitim seviyesi ilköğretimdir. Orta ve yükseköğretim seviyelerine ulaşan nüfusun oranları da sırasıyla %37,9 ve %9,3’tür. 15 yaş üstü nüfusun sadece %22,8’i ortaöğretim-lise düzeyi eğitimi tamamlamaktadır. Yükseköğretim düzeyinde mezun olma oranı ise %5,3’tür. Bu veriler demografik fırsat penceresinin değerlendirilmesi açısından beşeri sermaye kanalının etkin işlemeyeceğinin göstergesi olabilir. Diğer taraftan, son yıllarda okul öncesi eğitime verilen önemin bir göstergesi olarak okul öncesi okullaşma oranları %30’lara kadar yükselmiştir, ne var ki bu oran hala oldukça düşüktür. Okul öncesi eğitimin yaygınlığının daha da arttırılması kadınların işgücüne katılımını arttırmak açısından önem arz etmektedir.

Tablo 2: Net okullaşma oranları

Grafik 2’de görülen doğurganlık düzeyi ve eğitim seviyesi arasındaki ilişki, aralarında bir nedensellik bulunduğunun kanıtı olmamakla birlikte, iki değişken arasındaki pozitif korelasyonu göstermektedir. Görüldüğü üzere 1960’lardan günümüze Türkiye’de toplam doğurganlık seviyesi oldukça düşmüştür. Dünya Bankası verilerine göre 1960’lı yıllarda yaklaşık 6 olan kadın başına çocuk sayısı günümüzde 2 çocuğa kadar inmiştir. Bununla birlikte, Barro ve Lee (2011) tarafından yayınlanan verilere göre aynı dönemde yaklaşık 5,3 yıllık bir ortalama eğitim seviyesi artışı gözlemlenmektedir.

Grafik 3: Doğurganlık-eğitim korelasyonu

Gördüğümüz bu pozitif ilişki, yukarıda da belirtildiği üzere herhangi bir nedenselliğin ispatı değildir. Bu nedenle nitelik-nicelik geçişinin Türkiye’de nasıl gerçekleştiğine dair kesin bir yorum yapmak mümkün değildir. Türkiye eğitim alanında gösterdiği kimi olumlu gelişmelere rağmen gelişmiş pek çok dünya ülkesinin hala oldukça gerisindedir. Barro ve Lee (2011) tarafından yayınlanan ve dünya ülkelerinin ortalama eğitim sürelerini karşılaştırmaya olanak tanıyan veri setinden alınan bilgiler Tablo 2’de sunulmaktadır. Bu verilere göre Türkiye’de 15 yaş üstü nüfusun ortalama eğitim süresi gelişmiş ülkeler olarak sınıflandırılan tüm ülkelerin gerisindedir.

Tablo 3: Gelişmiş ülkelerin 2010 yılı ortalama eğitim süreleri (15 yaş ve üstü nüfus için)

15 yaş üstü nüfusun, yani çalışma çağı içinde olan nüfusun eğitim seviyesinin gelişmiş ülkelerden geride olması Türkiye’nin 2000’li yıllar itibariyle içinde bulunduğu demografik fırsat penceresini verimli bir şekilde değerlendirmesi önünde önemli bir engeldir. 2040 yılında fırsat penceresinin kapanacağı göz önünde bulundurulursa eğitimde niteliği arttırıcı politikaların acilen uygulanmasına ihtiyaç vardır. Ne var ki 2010 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin GSYH’ya oranının %2,56 olduğu dikkate alınırsa, yüksek ekonomik büyüme rakamlarına ulaşabileceğimiz fırsat penceresi dönemini kaçırma olasılığı artıyor gibi gözükmektedir.

Kaynakça

Barro, R. & Lee, J.-W., 2011. Educational Attainment Dataset. [Online] Available at: http://www.barrolee.com/ [Accessed 14 March 2013].

Bloom, D.E. & Canning, D., 2003. Contraception and the Celtic Tiger. The Economic and Social Review, 34(3), p.229–247.

Bloom, D.E., Canning, D. & Sevilla, J., 2003. The Demographic Dividend: A New Perspective on the Economic Consequences of Population Change. RAND.

Dünya Bankası, 2013. World Development Indicators. [Online] Available at: http://databank.worldbank.org/ddp/home.do [Accessed 14 March 2013].

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, 2012. Milli Eğitim İstatistikleri Örgün Eğitim. Ankara: T.C. Milli Eğitim Bakanlığı.

World Bank, 1993. The East Asian Miracle: Economic Growth and Public Policy. Policy Report. New York: Oxford University Press World Bank.