Türkiye ve Başkanlık Sistemi

Gerek sistemin yapısı gerekse koalisyon hükümetlerinden dolayı olsun 89 yıllık tarihi içerisinde Türkiye pek çok kez siyasi bunalımlarla karşı kaşıya kalmış, bununla beraber üç kez de askeri darbeler neticesinde demokrasi çabası sekteye uğramıştır. Yeni bir anayasa yapma fikri ve özellikle son yirmi yıla damgasını vuracak şekilde başkanlık sistemine geçiş sıklıkla çözüm için dile getirilen ve tartışılan fikirlerdir. Ancak gerek yeni bir anayasa gerekse sistemin ülke şartlarına uyum sağlayıp sağlamayacağının incelenmesi gerekmektedir ki yeni ve daha büyük bir siyasi krizle karşı karşıya kalınmasın.

 

Ülkemizde başkanlık tartışmalarının doğmasına neden olan temel olgular aşırı parçalanmaya ve koalisyonlara neden olduğu iddia edilen parlamenter sistem ve parti sistemidir. Başkanlık sisteminin benimsenmesi koşuluyla siyasi krizlere ve istikrarsızlıklara neden olan koalisyon hükümetleri ortadan kalkacak ve yerine gelecek olan yürütmenin güçlü yapısı ile muhtemel krizler de önlenmiş olacaktır[1]. Ancak başka ülkelerde ve/veya yapılarda başarıya ulaşmış olması, sistemin Türkiye koşullarında da başarıya ulaşacağının kanıtı olamaz elbette. Başkanlık sistemi ile Türkiye siyasal geçmişinin ve özellikle de parti yapısının uyumlu olması ve bu bağlamda incelenmesi gerekmektedir: 1950- 1960 yılları arasındaki kısa dönem hariç özellikle 1970ler ve 1980lerden sonra hızla bir parçalanma eğilimi gösteren parti sistemi, özellikle 1990lı yıllardaki seçimlerin sonucunda peş peşe koalisyon hükümetlerinin kurulmasına ve daha da önemlisi merkez sağ ve merkez solun kendi içerisinde de ayrışmasına neden olmuştur[2].  Askeri darbeler, nispi temsil sistemi ancak bununla beraber getirilen bölge ve ülke barajları parti ise sistemindeki bu parçalanmayı açıklamak üzere kullanılan olgulardır[3].

 

Başkanlık sistemi ile güçlenecek olan yürütmenin Türkiye’deki değişimini/yerini anlamak için, zaman içerisinde hepsi birçok değişikliğe uğramış olsa da 1924, 1961, 1980 anayasalarındaki konumuna bakmak gerekecektir: Sınırlı yetkilerle donatılmış bir cumhurbaşkanı oluşturan 1924 anayasasının yerini devlet başkanlığını ve yürütmeyi güçlendirme çabalarının aldığı 1961 ve 1980 anayasaları izlemiştir[4].  Savaştan çıkmış bir ülkenin koşullarında ya da askeri  vesayet dönemlerinin ardından oluşturulan bu anayasalarda, cumhurbaşkanının ve haliyle yürütmenin zaman içerisinde güçlen(diril)diğini görmekteyiz. Meydana gelen siyasi kriz ve parçalanmaların bu noktada anayasa yapımıyla hem birbirlerinin nedeni hem de sonucu olduğunu görmek mümkündür. Zira  parti sistemi yapısında meydana gelen parçalanmalar e ideolojik kutuplaşmalar, yeni önlemlerin habercisi olmuşlarsa da, parçalanmayı engellemek için yapıldığı ileri sürülen askeri darbeler yeni parçalanmaları da beraberinde getirmiştir.

 

Turgut Özal’ın göreve gelişi ile birlikte hız kazanan başkanlık tartışmalarında, dünyada farklı bölgeler ve ülkelerde uygulaması karşımıza çıksa bile Türkiye dinamikleri açısından durumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Yaratılmaya çalışılan güçlü yürütme için tercihen iki partili yapıya sahip olunması gerektiği, bununla beraber başkanın başarılı olarak atfedilebilmesi için mensup olduğu partinin çoğunlukta olması gerektiğini unutmamak gerekir. Ancak yukarıda da anlatıldığı gibi sayıca ve ideolojik olarak parçalanma eğilimi gösteren bir siyasi yapıda bunun ne oranda sağlanabileceği tartışılmalıdır[5]. Bunun yanı sıra, ‘başarılı’ kararlar alınabilmesi için başkanın partisinin çoğunlukta olmadığı durumlarda diğer partilerin de desteği hayati öneme sahip olacaktır. Ancak Türkiye parti sistemine baktığımız zaman, her ne kadar teoride disiplinli ve ideolojik olarak aslında kesin çizgilerle ayrışmamış olarak görülseler de destek almanın her zaman sağlanamayabileceğini unutmamak gerekir. Zira güçlü parti mekanizması ve beraberinde gelen parti başkanlarına olan derin bağlılık, bu desteğin gerçekleşmesine engel olabilecek niteliktedir[6].  Bunun yanı sıra parti liderleri arasında da var olan v devam eden husumet ve hakarete varan karalama kampanyaları da, programların uygulanabilirliğini ve dolayısıyla sistemin meşruiyetini tehlikeye düşürebilir[7].

 

Türkiye’de uygulanabilirliği açısından bu sistemin dikkat edilmesi gereken en önemli noktalarından birisi ise kurumsallaşmış parti yapısına sahip olmaktır. Hesap sorulabilirliği de beraberinde getirecek olan bu yapı, kişiliğin ön planda tutulduğu parti liderleri tarafından yönetilmeye engel olmaktadır. Parti liderleri ile anılan Türkiye parti sistemi ve yürütmenin yasamanın denetimi olmaksızın görev süresini sonuna kadar kullanacağı göz önünde bulundurulursa, lider egemenliğinin pekişeceğini ve pek çok noktada tartışıldığı gibi demokrasi geleneği tam olarak oturmamış ülkelerde otoriter bir yönetime doğru ilerleyebileceği tehlikesi ortaya çıkabilir.  [8].

 

Türkiye’de son bir ay içinde ortaya çıkan başkanlık sistemi ile ilgili haberlere baktığımızda ise tartışmaların yeni anayasaya yapımı çerçevesinde şekillendiğini görüyoruz. Yeni anayasa yapımı sürecinde Ak Parti (AKP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop başkanlık sistemi için tartışmanın tam zamanı olduğunu belirtmiştir. Öncelikli hedeflerinin yeni anayasa yapımı olduğunu söyleyen Şentop, başkanlık sistemi hakkında ortak bir formül geliştirebileceklerini söylemiştir[9].  

 

Fakat başkanlık sistemi tartışmaları iktidar ile muhalefet arasında bir krize yol açınca yeni anayasa çalışmalarını yavaşlatmaya başlamıştır. AKP, yasama ve yürütme için sunduğu önerilerle başkanlık sistemi talebinde bulunurken aynı zamanda buna karşı çıkan CHP ve MHP’nin bu talebi geri çekmeleri isteği ile karşılaşınca tekrardan bir durum değerlendirmesine gidilmiştir. Fakat bu değerlendirmeden sonra elde edilen sonuç ‘geri adım atılmayacak’ olunca iki taraf arasında bir kriz patlak verdi[10].  Dolayısıyla, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın da belirttiği gibi Anayasa Uzlaşma Komisyon’unun yeni anayasa yapımı çalışmaları başkanlık sistemi tartışmaları yüzünden tıkanmış hale geldi. Bozdağ, aynı zamanda, başkanlık sistemi CHP, MHP ve BDP tarafından kabul edilmemiş olsa bile bu konu hakkındaki müzakerelere devam edileceğini bildirdi[11].

 

Yaşanan bu kriz sonrasında TBMM Başkanı Cemil Çiçek başkanlığında toplanan komisyonda bu krizi erteleyecek bir formül geliştirildi. Bu formüle göre, başkanlık sistemi ile ilgili maddelerin görüşülmesi sonraya bırakılarak bu konuya bir ara verilmiş oldu[12]. Bu sebeple, komisyonun tarihi sorumluluğu olduğunu hatırlatan Çiçek, başkanlık ya da parlamenter sistem ile ilgili farklılık içermeyen yasama maddelerinin görüşmelerine devam edilmesi önerisi kabul edilince başkanlık sistemi ile ilgili tartışmalar bir nevi dondurulmuş oldu[13].  Daha sonra Çiçek, her partinin üyelerinden kendi parti liderleriyle ve uzmanlarla görüşmeler düzenleyerek kendilerine birere yol haritası çıkarmalarını istedi[14].

 

Bu tartışmalar sürerken ise Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu, başkanlık sistemi demokratik bir yönetim biçimdir ve önemli olan; demokrasi, cumhuriyet ve halktır diyerek başkanlık sistemini desteklediği yönünde açıklamalarda bulundu[15]. AKP Genel Sekreteri Haluk İpek de, başkanlık sisteminin savunucuların en fazla üzerinde durdukları görüş olan koalisyon dönemlerinin ekonominin gelişimini durduğu gerekçesiyle başkanlık sistemine geçilerek parlamentodaki parçalı yapının getirdiği sıkıntıların aşılabileceğini belirtti[16]. AKP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu ise bu sistemin Türkiye’nin kurtuluşu olduğunu belirtti ve Alevi ya da Kürt meselelerinin ancak bu sistemle çözülebileceğini, parlamenter sistemin buna bir çözüm getiremeyeceğini ileri sürdü[17].  Avrupa Birliği Bakanı ve Baş müzakereci Egemen Bağış da Türkiye için en doğru sistemin başkanlık sistemi olduğunu söyleyerek AKP içindeki başkanlık sistemi yanlısı tutuma böylece destek vermiş oldu ve bu sistemin Türkiye için tartışılması gerektiğini belirtti[18].

 

AKP’nin önerdiği başkanlık sistemine karşı çıkan MHP ise asıl sebebin sultanlık istemi olduğunu belirtti. Bunun üzerine Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Alparslan Türkeş’in yazdığı 9 Işık kitabında da başkanlık sistemi isteğinin bulunduğunu söyleyerek Türkeş’in Türkiye’yi bölebilecek bir sistem istemediğini öne sürdü[19].  Daha sonra tekrar bu tartışmalara değinen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ilgili sistem ile ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da ne yapmak istediğini bilmediğini söyleyerek bu sistem ile ilgili hazırladıkları metini Genel Kurul’da tartışılmaya açılması önerisinde bulundu[20].  CHP Konya Milletvekili ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Atilla Kart ise iktidarın başkanlık sistemi altında aslında başkancı bir sistem istediklerini belirterek bu anlayıştan vazgeçilmesinin gerekliliğine değinerek buna sebep olarak bu sistem öneri olarak sunulmasından dolayı yeni anayasa yapımındaki temponun düşmesini gösterdi. MHP Erzurum milletvekili ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Oktay Öztürk de Türkiye’nin böyle bir sistem arayışında olmadığını ve hali hazırda var olan sistemin eksiklikleri varsa bunların çözülebileceğini belirterek başkanlık sistemi taraftarı olmayan görüşlerin genel bir biçimde dile getirdiği nedenleri sıraladı. Buna göre, başkanlık sisteminin ABD dışındaki ülkelerde genellikle diktatörlüğe yol açtığını söyledi ve bu sistemin toplumda bulunan ABD benzeri özel bir yapının bulunmaması sebebiyle tek bir kişinin ihtirasları için çalışabileceğine ve böylece diktatörlüğe gidilen bir sürece girilebileceğine dikkat çekti. Ayrıca eğer, başkanlık sistemi önerisinin ortadan kaldırılmasıyla komisyon sürecinin daha hızlı işleyebileceğini belirtti[21].

 

Sonuç olarak, Türkiye’deki başkanlık sistemi tartışmaları herhangi bir sonuca varmamış bulunmakta birlikte bu konu ile ilgili tartışmalar daha fazla uzayacağa benziyor.

 

Kaynakça

 

[1] [1] Emrah Karaca Eren, Başkanlık Sisteminin Türk Parti Sistemi Açısından Türkiye’de Uygulanabilirliği, Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, (Ankara : 2002), s.150

[2] Bkz., s. 150

[3] Bkz., s.151

[4] Ertan Beceren vd., Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sistemi ; Türkiye’de Uygulanabilirliği Tartışmaları, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:6 Sayı:11, (İstanbul : 2007) ,s.171-172

[5] Eren, s. 154

[6] Eren, s.155

[7] Bkz. s. 156

[8] Bkz, s. 157

[10] Vatan, 06 Aralık.

[12] Milliyet, 07 Aralık

[13] Zaman, 07 Aralık

[14] Habertürk, 10 Aralık

[15] Radikal, 07 Aralık

[16] Akşam, 10 Aralık

[17] Zaman, 13 Aralık

[18] http://www.akparti.org.tr/site/haberler/baskanlik-sistemini-turkiye-icin-tartismaliyiz/35092

[19] Hürriyet, 10 Aralık

[20] Bugün, 13 Aralık

[21] Cumhuriyet, 15 Aralık