Türkiye ve Avrupa Birliği

 

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişki son zamanlarda farklı boyutlar kazanmıştır çünkü çeşitli kuruluşların yaptığı kamuoyu yoklamalarına bakıldığında Türkiye’de AB’ye üyelik konusunda geçmiş yıllara oranla olumsuz bir havanın egemen olduğu sonucuna varmaktayız. Türkiye’nin AB ile olan macerası uzun yıllara dayanmaktadır. 1963 yılından başlayarak günümüze kadar uzanan bu macerada çeşitli adımlar atılmış ama yine de üyelik konusunda herhangi bir sonuca varılamamıştır. Türkiye ile AB arasındaki ilişkiye kısaca bir göz atarsak karşımıza şunlar çıkmaktadır:

 

Türkiye ve AB arasında yapılan Ankara Antlaşması, 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanıp 1 Aralık 1964 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu antlaşma ile birlikte Türkiye’nin AB üyeliği için üç temel hazırlık dönemi  (hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem) oluşturulmuştur.  Geçiş döneminin sonunda ise Türkiye ile AB arasında gümrük birliğinin tamamlanması öngörülmüştür. 1 Ocak 1996 tarihinde imzalanan Gümrük Birliği ile de AB'ye tam üyelik yolunda önemli bir adım atılmış ve bundan sonraki hedef, Ankara Antlaşmasında da öngörüldüğü üzere, üyelik olarak belirlenmiştir. 10-11 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen Helsinki Zirvesiyle birlikte ise Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik adaylığı tescillenmiştir. 17 Aralık 2004 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen AB Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesi ile birlikte de Helsinki’de alınan bu karar onaylanmış ve AB’ye üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılması kararlaştırılmıştır[1]. Atılan bu resmi adımların yanı sıra Türkiye’nin AB’ye üye olmasını savunan ve bunu savunmayanlar arasında da çeşitli tartışmalar yaşanmıştır.

 

Türkiye’nin AB’ye bir yük değil aksine birçok katkı getireceğini savunanların genel görüşleri arasında ön plana çıkanlar arasında; Avrupa’nın iç pazarının büyüklüğünü arttırabilecek potansiyele sahip olması, AB’nin küresel ekonomideki göreceli rekabet yeteneğini güçlendirebilmesi, eğitimli ve dinamik bir nüfusa sahip olması, insani ve askeri faaliyetlere katkıda bulunabilecek bir üye olacak olması ve jeostratejik konumun büyük katkılar sağlayacağı düşüncesi yer almaktadır[2].

 

Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Beril Dedeoğlu da AB ‘nin güvenliği için Türkiye üyeliğinin kaçınılmaz olduğunu belirtmiştir. Buna göre Türkiye’nin AB’ye üyeliği Avrupa güvenliğine iki bakımdan olumlu bir katkıda bulunacaktır. Birincisi coğrafya açısından getirilecek olan katkıdır. AB’nin güvenlik politikası Karadeniz ve Akdeniz bölgelerini kapsadığından Türkiye olmadan herhangi bir planlamada bulunulması yararsız ve imkânsız olacaktır. Fakat Türkiye’nin AB’ye üyeli AB'yi küresel bir aktör durumuna getireceğinden, AB’nin kendi içerisinde bu durumu arzulayan ve arzulamayanlar arasına tartışmalara neden olmaktadır. İkincisi kara ordusu bakımından kazandırılacak olan katkıdır. Buna göre, kara ordusu nükleer üstünlük sağlanamayacak bölgelerde önemli bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır ki AB sert müdahaleleri desteklemeyen bir oluşum için insani müdahalelerde kara ordusuna daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır ve Türkiye de bu konuda AB’ye önemli bir katkı sağlayabilecektir[3].

 

John Redmund da Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusuna oldukça iyimser bir şekilde yaklaşmaktadır. Redmund’a göre, Türkiye’nin AB’ye üyeliği bir kazanç olacaktır. Redmund'a göre örneğin; Türkiye genç ve eğitimli bir nüfusa sahip olduğu için bu AB’nin gelişmesi açısından olumlu bir özellik olarak karşımıza çıkabilir[4].

 

Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecine olumsuz bakanların paylaştıkları genel sorunlar ile ilgili olarak ise Türkiye’de insan hakları ihlalinin yüksek seviyelerde olması, Kıbrıs meselesi, Yunanistan ile olan gerilim yüklü ilişkiler olarak belirlenebilir. Meltem Müftüler de Türkiye üyeliğinin olasılık dışı olmasına iki sebep göstermektedir: Türk siyasal sisteminin problematik olması ve Müslüman kimliğin ön plana çıkarılmasıdır[5]. Türkiye’nin üyeliği durumunda ekonomik, siyasi, güvenlik ve kültürel unsurlar göz önüne alındığında birçok problem yaşanacağı belirtilen sebepler arasındadır. Ayrıca, Türkiye’nin üye olması durumunda, sahip olduğu geniş nüfus yüzünden göç ile ilgili sıkıntılar yaşanacağı ve bunun da ekonomiyi olumsuz etkileyeceği de tartışılmaktadır.

 

Öne sürülen bu olumsuz görüşler ile birlikte AB üye ülkelerinden Fransa ve Almanya gibi ülkelerin de Türkiye’nin üyeliği konusunda sert tepkiler vermesi Türkiye’deki vatandaşların AB’ye olan tutumlarında bir değişiklik yaratmıştır. Örneğin; Eurobarometer’dan alınan verilere göre Türkiye’de Avrupa Birliğinin yarattığı pozitif imajın seviyesi 2004 yılından bu yana bir azalma göstermiştir.  Buna göre; “Genel olarak, Avrupa Birliğinin imajı size çok pozitif, hayli pozitif, nötr, hayli negatif ya da çok negatif bir çağrışımda mı bulunur?” sorusuna verilen olumlu yanıtların toplamı %63’ten %32’ye düşmüştür (Tablo[6]).

 

Tablo: AB’nin Türkiye’deki imajı

Türkiye

Tarih

Hayli Pozitif

Çok Pozitif

Hayli Negatif

Çok Negatif

Bilmiyorum

Nötr

Eki.04

35%

28%

10%

9%

4%

15%

Haz.05

30%

30%

10%

15%

3%

12%

Eki.05

30%

29%

9%

10%

6%

15%

Nis.06

24%

19%

14%

13%

8%

23%

Eyl.06

35%

20%

11%

13%

6%

15%

May.07

26%

27%

12%

15%

8%

12%

Eki.07

24%

24%

12%

16%

8%

16%

Nis.08

32%

17%

13%

15%

7%

16%

Eki.08

30%

11%

17%

14%

11%

17%

Haz.09

31%

15%

15%

13%

6%

20%

Kas.09

33%

9%

18%

10%

7%

23%

Haz.10

29%

8%

17%

16%

8%

22%

Kas.10

24%

8%

16%

16%

20%

16%

May.11

27%

9%

18%

15%

9%

22%

Kas.11

22%

7%

21%

20%

9%

21%

May.12

27%

5%

28%

9%

4%

27%

 

German Marshall Funds Transatlantic Trends 2011 Raporuna bakıldığında da benzer bir sonuçla karşılaşmaktayız. Bu rapora göre ise Türkiye’de yaşayanların çoğunluğu, Orta Doğu'daki komşularının güvenlik (%42) ve ekonomik (%43) bakımdan Avrupa Birliği ülkelerinden (%33) daha önemli olduklarını düşündüklerini belirtmişlerdir. Aynı zamanda 2004 verileriyle karşılaştırıldığında, Türkiye’nin Avrupa Birliği'ne üyelik desteği 2004’te %73 iken bu oran 2011’de %48’e düştüğü gözlenen bulgular arasındadır[7].

 

Sonuç olarak, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda tek taraflı bir olumsuzluk yerini karşılıklı bir olumsuz havaya bırakmış gibi gözüküyor. Bu da ilerleyen dönemde Türkiye-AB ilişkilerini tekrardan tıkayacak bir unsur olarak göz önünde bulundurulması gereken meselelerden sadece birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Kaynakça

 

[1] http://www.abgs.gov.tr, http://www.mfa.gov.tr

[2] http://www.mfa.gov.tr/

[3] http://www.abhaber.com/

[4]Redmond J. (2007) “Turkey and the European Union: Troubled European or European Trouble?”, International Affairs, 83 (2), pp.305-   317.

[5] Müftüler, M (1998) “The Never-Ending Story: Turkey and the European Union,” Middle Eastern Studies, 34 (4). pp. 240-258.

[6] http://ec.europa.eu/index_en.htm

[7] http://trends.gmfus.org/archives/transatlantic-trends/transatlantic-trends-2011/