1. 3. 1. Bütün insanlar fiziksel şiddet ve bu şiddet korkusundan ne kadar özgürdür?

 

Şiddet Nedir?

 

Şiddet, güç ve baskı uygulayarak  insanların bedensel ve ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür. Fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik olmak üzere dört başlık altında incelenebilir. Konu dahilinde, fiziksel şidddeti kişilerin bedenine yönelik olan ve yine kişilerin bedensel olarak zarar görmesine yol açan şiddet olarak tanımlamak mümkündür. (Anabilim Eğitim Kurumları, 2009) Yumruklama, tokat atma, vurma, ısırma, çimdikleme, tekmeleme, saç çekme, itip kakma, boğazını sıkma, yakma, bir aletle vurma eylemlerinin tamamı fiziksel şiddet tanımı içerisinde yer almaktadır. (Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı,-)

 

Şiddetin yol açtığı zarar , kişisel ya da toplumsal, kimi zaman tarihte örneklerini görebildiğimiz biçimde 'yok etme' sonuucuna varabilir. Şiddetin biçimlerine göre gözden geçirilmesinde; fiziksel, duygusal - psikolojik, sözel, cinsel , ekonomik ve daha pek çok davranış biçimi karşımıza çıkmaktadır. Genel bir sınıflama ile; kişinin kendine uyguladığı şiddet, kişiler arası şiddet ve örgütlü şiddet (savaşlar) şiddet tiplerini oluştururlar. Dünya Sağlık Örgütü, 49. Dünya Sağlık Asamblesi'nde şiddetin tüm boyutları ele alındığında halk sağlığı önceliklerinden biri olduğu kabul etmiştir. Şiddet ve sağlık konusunda sorunun tanımlanması, kavranması, şiddeti önlemeye, etkilerini azaltmaya ve etkinliğini ölçmeye yönelik program ve önlemlerin belirlenmesi ve uygulanması amacıyla bir entegre hareket planı hazırlanmıştır. DSÖ üyesi olan 191 ülkeden 1200den fazla delege Cenevre'de şiddet ile mücadele etmek için uluslar arası bir eylem planı hazırlanmasını oy birliği ile kabul etmiştir. 

 

Dar anlamda şiddeti tanımlayacak olursak karşımıza, ölçülebilir ve tartışma götürmez tek şiddet olarak “fiziksel şiddet” çıkar. Fiziksel şiddet, kişilere dolaysız bir biçimde uygulanması ve acımasız, dışsal ve acı verici olan üç karakteristiği ile öne çıkar Şiddet esas itibariyle uygulayan özneler ve uygulanma amacı göz önünde bulundurulduğu zaman, kolektif ve bireysel olmak üzere iki kategoriye ayrılmaktadır. İç savaşlar, gerilla savaşları, ayaklanmalar, isyanlar, siyasal tasfiyeler, soykırım, şiddet içeren grevler, düzenin sağlanması için keyfi zor kullanmalar kolektif şiddet kategorisinde tanımlanırken; cinayet, yaralama, tecavüz, saldırı, yıkıcılık ile kişilere ve mülkiyete yapılan saldırılar bireysel şiddet kategorisinde tanımlanmaktadır. Burada yapılan tanımlardan yola çıktığımız zaman, kolektif şiddetle bireysel şiddet arasındaki nitelik farkı, karşımıza devlet olgusunu çıkarır : Weber, devleti tanımlarken özellikle devletin şiddet kullanma tekeline dikkat çeker. O’na göre devlet, “belli topraklar üzerinde fiziksel şiddetin meşru kullanım tekelini elinde tutan insan topluluğudur.” Elias’a göre ise, modern çağla birlikte, işkence, bireylerin hapse atılması ve hakarete uğraması, normal hayatta çok da karşılaşmadığımız bir merkezi otoritenin tekeli haline gelmiştir. Bu tekelleşme olgusuyla birlikte bireye yönelik fiziksel şiddet gayrı şahsi hale gelmiş, devletin şiddet kullanma tekeli, meşru bir zemine yerleşmiştir. (Durna-Kubilay, 2010)

 

Polis Şiddeti

Türkiye’de kolluk kuvvetlerinin şiddete başvurması ve bu tür iddiaların önemli ölçüde kusurlu yürütülmesi uzun süredir varolan, köklü sorunlardır. Genelde polis şiddeti olaylarının –kötü muameleden işkenceye ve ateş açmaya- adli kovuşturmaya uğrama oranları hala çok düşük. Polisin kötü muamelesi ile ilgili delillerin tahrif ya da kayıp edildiği dava sayısı hala çok fazla, ama (televizyonda yayınlanan görüntüler gibi) polisin şiddet kullanarak müdahale ettiğine dair yeterli kanıtın olduğu durumlarda bile savcılar soruşturma başlatmayabilmektedir. Oysa insan hakları hukuku, herhangi bir kaynaktan kötü muameleye dair inandırıcı bilgi geldiğinde soruşturma açılması gerektiğini açıkçabelirtmektedir. Yargılamanın olması halinde davalar yıllarca sürmekte ve çok azı mahkumiyetle sonuçlanmaktadır. Bu tür suçlar için hala nadiren hapis cezası verilmekte ve verilen ceza suçun ağırlığıyla orantılı olmamaktadır. Adli kovuşturma bir yana, kötü muamele gibi suçlar için kolluk görevlileri hakkında verilen disiplin cezaları ise daha da az orandadır. (Human Rights Watch,2008)

 

Kasım 2002’de yapılan genel seçimlerden zaferle çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)hükümeti “işkenceye sıfır tolerans” politikası ve insan haklarının korunmasına yönelik taahhüdünü defalarca dile getirdi. Geçmişte gözaltı ve sorgu sırasında şüphelilerin kötü muameleye uğramaması için daha etkin tedbirler alınması için girişimler oldu. Binlerce kolluk görevlisine insan hakları ve polislik görevi ile ilgili Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve AB üye ülke polis kuvvetleriyle işbirliği içinde eğitim verildi. İnsan haklarının korunmasına yönelik reformlar “Uyum yasaları” olarak bilinen ve farklı konularda çeşitli yasal değişiklikleri içeren bir dizi reform paketinde yer aldı. Ayrıca 2005 yılında yeni Türk Ceza Yasası ve Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girdi. Tüm bu süreçteki kazanımlar arasında gözaltında tutulanların korunmasıyla ilgili Ceza Muhakemesi Kanunu ve Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nde yer alan tedbirler de bulunuyor. Verilen sözlere rağmen İstanbul Protokolü’nün (İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Etkin Soruşturulmasına yönelik İlkeler) hayata geçirilmesiyle ilgili çok az ilerleme kaydedildi.Yeni Türk Ceza Kanunu’nda kötü muameleyle ilgili üç ayrı madde bulunuyor: madde 94 işkence, madde 95 ağırlaşmış işkence ve madde 96 ise eziyet suçlarını tanımlıyor. Yeni yasaya göre, işkence bir kamu görevlisinin bir kişiye “insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar” olarak tanımlanmaktadır. Azami cezalar belirgin bir biçimde artırılmış durumda; 94. ve 95. Maddelere göre mağdurun çocuk, kendini savunamayacak kişi ya da hamile bir kadın olması ya da suçun cinsel taciz içermesi halinde cezada artış öngörülmüştür. (Human Rights Watch,2008)

 

Bakanlıklar yeni yasaların belli noktaları ve bunların nasıl uygulanacaklarıyla ilgili bir çok genelge yayınladı. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Müdürlüğü’nün hakim ve savcılar için yayınladığı bir dizi genelgede işkence ve kötü muameleyle mücadelenin önemi vurgulanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında vurgulanan eksiklikler ve ulusal ve uluslararası yasaların gereklerinin altı çizilmiştir. 2007 yılından bugüne polis şiddetinde görülen artış Son yıllarda terörle mücadele yasası kapsamına giren suçlar nedeniyle gözaltına alınan kişilere yönelik işkence ve kötü muamele olaylarında önemli bir düşüş olduğuna dair olumlu işaretler vardı. Ancak avukatlar ve insan hakları örgütlerine ulaşan iddialara göre, kişiler yakalanma veya resmi gözaltı yerlerine götürülme esnasında ya da açık alanda, yani resmi gözaltında olmadıkları sürede kötü muamele görmektedir. Bu yerler, kameralar ya da avukatlarınbulunmadığı ve kolluk görevlilerinin davranışlarını kontrol etme olasılığının en az olduğu, sistemin “kör noktaları” olarak tanımlanmaktadır. İnsan hakları gruplarına nizami polis gözaltı yerleri (yani, karakollardaki terörle mücadele yasası uyarınca tutulan zanlılar için özel olarak tahsis edilmiş alanlar dışındaki yerler) ve polis karakollarında da işkence ve kötü muamele yapıldığı iddiaları gelmektedir. Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi de usule aykırı gözaltı koşullarında işkence ve kötü muamele olaylarındaki artıştan duydukları kaygıyıdile getirmiştir. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 2007 yılında tedavi amacıyla Vakfın rehabilitasyon merkezlerine başvuran 452 kişiden 320’sinin 2007 yılı içinde işkence veya kötü muamele gördüğünü ifade etmiştir. Bu rakam, 2006 istatistiklerine bakıldığında ciddi bir artışa işaret etmektedir. 2006 yılında başvuran 337 kişiden 252’si 2006 yılında işkence ya da kötü muamele gördüğünü belirtmiştir. Hükümet dışı kaynaklara ek olarak Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın da, il ilçe insan hakları kurullarına yapılan kötü muamele şikayetlerinde de artış olduğunu söylemesi önemli bir nokta. Başkanlık rakamlarına göre 2008 yılının ilk 6 ayında alınan kötü muamele şikayet sayısı 2007’nin tümünü kapsayan sayıyı geçmiş durumda. Yani 2007 yılında gelen toplam 133 kötü muamele (ve 29 işkence) şikayeti, 2008’in ilk altı ayında 178 kötü muamele (ve 26 işkence) şikayetine çıkmıştır. (Human Rights Watch,2008)

 

Kimlik Kontrolleri Sırasında Polis Şiddeti

 

Polisin kimlik kontrolü yapması, kimlik sorması ve bu bilgileri merkezi bir bilgi bankasında (Genel Bilgi Toplama, GBT) tutulanlarla karşılaştırması Türkiye'de yeni bir uygulama değil. Ancak Haziran 2007’de meclisten geçen (ve 3. bölümde ayrıntılandırılan) Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun'la ilk defa bu uygulamaya yasal bir dayanak sağlandı. Polise ilk kez “tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebi varsa durdurma yetkisini kullanma” yetkisi verildi. Ancak hemen ardından, bu yetkinin “süreklilik arz edecek ve keyfi bir durum oluşturacak” şekilde kullanılamayacağı da belirtildi. Yasaya göre polis, durduruğu kişiye durdurma sebebini bildirmeli ve görevini yerine getirirken kendisinin polis olduğuna dair belgeyi gösterdikten sonra, durdurduğu kişilere kimlik sormalıdır.Çok sayıda kişi, kimlik kontrolleri sırasında polis memurlarının fiziksel saldırısına uğradıklarını ve/veya tehdit edildiklerini bildirdi. Görünen o ki polis, genellikle kişilerin polisin kimliğini görmek istemesinin ardından şiddete ya da şiddet tehdidine başvuruyor. Polisler hakkında yapılan şikayetlere ise çoğu zaman memura cebir kullanarak mukavemet etmek ya da görevini ifa etmesini engellemek gibi karşı-suçlamalarla misilleme yapılabilmektedir. (Human Rights Watch,2008)

Bakanlıklar yeni yasalar ve bunların nasıl uygulanacaklarıyla ilgili birçok genelge yayımlamıştır. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Müdürlüğü'nün hakim ve savcılar için yayımlandığı bir dizi genelgede, işkence ve kötü muameleyle mücadelenin önemi vurgulanarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında vurgulanan eksiklikler ve ulusal ve uluslar arası yasaların gereklerinin altı çizilmiştir. Genelgelerde, polisin görev suçlarıyla ilgili yürütülen adli soruşturmaların hızlı ve etkin bir biçimde yapılması ve kovuşturmaya gerek olmadığına dair kararların gerekçelerinin yeterince araştırıldıktan sonra verilmesi; otopsi raporlarıyla diğer adli tıp raporları arasındaki uyumsuzluklara dikkat edilmesi ve işkence ve kötü muamele soruşturmalarının güvenlik güçleri yerine başsavcı veya onun atadığı görevlilerce yürütülmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda savcılık emri altında olan ve yalnızca adli soruşturmaları yürütmekle görevli  bir 'adli kolluk' kurumundan söz edilse de, bu konuda çok fazla yol alınamamıştır. Adalet ve İçişleri Bakanlıkları'nın genelgelerinde bakıldığı zaman, adli kolluğun kime raporlama yapması gerektiği ve Emniyet Müdürlüğü'nün bir bölümü olmasına rağmen savcının emri altında çalışacak olan bu birimin nasıl konumlandırılacağı konularında uyuşmazlık devam etmektedir. (Human Rights Watch,2008)

 

Şiddetle Mücadelede Cezasızlık

 

Polisin kötü muamelesine dair iddialar söz konusu olduğunda hızlı, bağımsız, tarafsız ve kapsamlı bir soruşturma yürütecek bağımsız bir birimin olmaması cezasızlıkla mücadelede önemli bir eksikliktir. Diğer tüm devletlerde olduğu gibi Türkiye de, başta kötü muamele olmak üzere polisin suç işlediğine dair mesnetli iddialar hakkında etkin soruşturma yürütmekle yükümlüdür. Soruşturma sonucunda anılan fiilden sorumlu olan kişi ya da kişilerin tespit edilmesini ve yargılanmasını sağlamak zorundadır. Ne var ki Türkiye'de yürürlükte olan sistemin geçmişine baktığımız zaman soruşturma ve kovuşturmaya dair izni verecek olan yetkili merciileirin bağımsız birimler olmadığı görülmektedir. Yapılan değişikliklere rağmen halen güvenilmez olan bu sistem, Türkiye'nin yasal yükümlülükleriyle uyuşmamaktadır. Son dönemlerde Türkiye'de etkin soruşturma yapma yetkisine sahip, bağımsız bir polis şikayet biriminin kurulmasına dair tartışmalar yapılmaya başlamıştır. Bu tür bir mekanizma uluslar arası insan hakları standartlarını temel almalı ve diğer ülkelerde yapılan polis reformları sonucu ortaya çıkan en iyi uygulamaları incelemelidir. (Human Rights Watch, 2008)

 

Teoride gözaltı kayıtları ve merkezleri kamu savcılığınca denetlenmektedir ancak bu ziyaretlere dair raporlar kamuya açık değildir ve herhangi bir açıklama yapılmamaktadır. 1999 yılında Birleşmiş Milletler İşkence Özel Raportörü Türkiye hükümetine : "Toplumun saygın bireylerinden, hukuk ve tıp alanındaki meslek örgütlerinin temsilcilerinden, insan hakları örgütlerinin seçtiği temsilcilerden oluşan ve kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları her türlü kapatılma yerini ziyaret ederek kamuoyuna açıklama yapacak bağımsız bir kuruluşun oluşumuna olanak tanıyan bir sistemin en kısa zamanda kurulması" tavsiyesinde bulunmuştu. Ancak bu yapı aradan geçen 15 yıl içerisinde halen kurulmamıştır. Ancak Türkiye Eylül 2005'te kapatılma yerlerini ziyaret etme yetkisine sahip ulusal bağımsız denetim mekanizmasının kurulmasını öngören İşkence ve Diğer Zalimhane, İnsanlıkdışı ya da Onur Kırıcı, Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme'nin Seçmeli Protokolü'nü imzalamıştır. (Human Rights Watch,2008)

 

Kaynakça

 

Anabilim Eğitim Kurumları. (2009). "Aile İçi Şiddet", http://www.anabilim.k12.tr/images/content/Aile_ici_Siddet2012116.pdf

Atman, C. (2003). "Kadına Yönelik Şiddet; Cinsel Taciz/Irza Geçme", STED, Cilt : 12, Sayı : 9,333 335 

Durna, T. ve Kubilay, Ç. (2010). "Basının Şiddeti : Siyasal Gösterilerde 'Polise Taş Atan Çocuklar' Örneği" , SBF Dergisi, 63 (5) : 51 - 85 

Human Rigths Watch. (2008). "Adalete Karşı Safları Sıklaştırmak : Türkiye'de Polis Şiddetiyle Mücadelenin Önündeki Engeller" 

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı. ( - ) . "Şiddet Nedir?" , https://www.morcati.org.tr/tr/ana-sayfa/8-mor-cati-kadin-siginagi-vakfi/1-siddet-nedir

 

28 . 04. 2014