Nefret Suçları Ve Trans Cinayetleri

 

 

 

 

Ali Can Gözcü

Son zamanlarda değişiklik olmadan devam eden, nefret söylemleri ve bunun paralelinde gerçekleşen nefret cinayetleri, Türkiye’nin üzerinde durması, düşünmesi ve çözüm geliştirmesi gereken bir konudur. Nefret saikiyle işlenen suçların sayısı her geçen gün artmakta, eşcinsel bireyler (özellikle trans bireyler) bu duruma karşı çaresiz kalmaktadırlar. Anayasa’da cinsiyet kimliği tanımının yer almaması, üstelik işlenen cinayetlerde bu kimliklerinden dolayı o bireylere bunun hak olduğu görüşü toplumun büyük kusurlarındandır.

 

Nefret Suçu Nedir?

En sade hali ile bir suçun nefret motivasyonu ile işlenmesi, Nefret Suçu olarak tanımlanır. Yani; Nefret Suçu=Suç+Nefret (Saiki) Motivasyonu şeklinde ifade edilebilir. Bu tip suçlarda failin mağduru hedef almasında mağdurun aidiyetleri, kimlik göstergeleri gibi sebepler rol oynar. Kimi hukukçular, Nefret Suçu yerine Önyargı Suçu kavramının daha yerinde olduğu görüşüne sahip olsa da, Nefret Suçları kavramı yerleşmiş ve daha popüler bir kullanım alanına sahiptir.(LGBT Nefret Suçları Raporu, 2010)

 

AGİT’in üzerinde çalıştığı ve şu aşamada ulaştığı tanım ise şöyledir: Mülklere karşı işlenenler de dahil olmak üzere, kurbanın ya da mülkün, ya da suç hedefinin; üye olduğu, bağlantısı bulunduğu, desteklediği, bağlı bulunduğu veya ilişkisinin olduğu, gerçek ya da farz edilen ırkı, etnik kökeni, dili, rengi, dini, cinsiyeti, yaşı, akıl ya da fiziksel engeli, cinsel yönelimi ve benzer bir diğer faktörden dolayı işlenen suçlara Nefret Suçları denilmektedir. (LGBT Nefret Suçları Raporu, 2010)

 

Bir Suçun Nefret Suçu Olup Olmadığına Nasıl karar Veririz?

Bir suça Nefret Suçu diyebilmek için önümüze gelen olaya iki soru sormamız gerekiyor;

1)Suç teşkil eden bir fiil var mı?

2)Nefret Saiki mevcut mu?

Bu iki şart bir arada mevcutsa ancak Nefret Suçundan bahsedebiliyoruz. Birinci şartın var olup olmadığının tespiti, işlenen fiiilin Ceza Kanununda bir yaptırıma bağlanıp bağlanmadığıdır. Fiil, kanun tarafından ceza öngörülen fiillerdense birinci şartımız gerçekleşmiş demektir. İkinci şart yani Nefret Saikinin tespiti için aynı kolaylık ne yazık ki söz konusu değildir. En önemli ve genelde kafa karışıklığına yol açan bölüm; Nefret Saikinin varlığının nasıl tespit edileceği meselesidir. Bir olayda “Nefret Saiki vardır” diyebilmek için, nefretin duygusunun bizzat varlığını analiz etmek gerekir mi, sorusuna AGİT dökümanlarındaki yaklaşım; nefretin çok yoğun ve özel bir duygusal durum olduğu bunu ölçmek, tartmak gibi bir yol yöntemin de aranmamması gerektiği yönündedir.

 

Nefret Suçu Yasaları ve Türkiye’de Eşcinsellere Yönelik Nefret Suçları

 

1920’lerin ABD’sinde FBI tarafından, özellikle siyahlara yönelik önyargı ile işlenen suçlar ayrı bir kategoride soruşturulmaya başlansa da, Nefret Suçu Kavramı 1980’lerde ortaya çıkmıştır. İlk Nefret Suçu Yasası 1978’te California’da kabul edilmiş ve akabinde önce ABD’de, 1990’larda Avrupa’da hızla yayılmaya başlamıştır. (LGBT Nefret Suçları Raporu, 2010)

 

Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans bireylere yönelen Nefret Suçlarına dair Nefret Suçu yasaları Türkiye mevzuatında mevcut değildir. Türkiye, AGİT’e Nefret Suçlarının izlenmesi ve veri toplanması hususunda İçişleri Bakanlığı’nın görevli olduğunu bildirmiştir. AGİT, 2009 Nefret Suçları Raporunda, Türkiye 250 vakanın yargıya taşındığını ve bunlardan 242’sinin yargılama konusunda cezalandırıldığı bilgisini vermiştir. (LGBT Nefret Suçları Raporu, 2010)

 

Türkiye’de nefret cinayetlerinin sayısı her geçen gün artmaktadır. İnsanlar eşcinsel oldukları için kötü muameleye maruz kalmakta ve öldürülmektedir. Bu konuyla ilgili basına yansıyan bir çok haber olduğu gibi dava sonucu beraat eden, tahrik etme gerekçesiyle 24 yıldan 8 yıla hapsi düşürülen katillerde mevcuttur. Türkiye’nin bu durum açısından ne kadar insan hakkı ihlali yaptığını, uyguladığı suç ve ceza politikaları ile ne derece insanlığı koruduğunu anlayacağımız örnek olaylar aşağıda yer alacaktır.

 

Yelda Yıldırım Cinayeti davasında, Yelda Yıldırım eşi ile lezbiyen ilişki yaşadığı gerekçesi ile Hüseyin Yardımcı tarafından 13 kez bıçaklanarak öldürülmüştür. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, lezbiyen ilişkinin haksız tahrik olduğunu kabul etmiş ve sanığın cezasını 24 yıldan 8 yıla düşürmüştür.

 

Abdülbaki Koşar Cinayeti davasında, gazeteci Abdülbekir Koşar evinde bıçaklanarak öldürülmüştür. Sanık eşcinsel ilişki teklif etmesi nedeniyle öldürdüğünü savunmuştur. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi eşcinsel ilişki teklifini haksız tahrik kabul etmiştir ve sanığın cezasını ömür boyu hapisten 15 yıla düşürmüştür.

 

Ahmet Yıldız Cinayeti Davası ise medya da büyük yankı uyandırmış ve AİHM taşınma aşamasında olan bir davadır. Eşcinsel Ahmet Yıldız yolda yürürken yoldan geçen bir arabadan açılan ateş sonucu kurşunlanarak öldürülmüştür. Mahkeme cinsel yönelimi nedeniyle ve namus saikiyle oğlunu öldürttüğü gerekçesi ile ifadesini almak üzere babasının yakalanmasına karar vermiştir. Bu cinayet dünya basınında da yer almıştır.

 

Dilek İnce Cinayetinde ise Transeksüel olan Dilek İnce 10.11. 2008’de arabasında pompalı tüfekle başından vurularak öldürülmüştür. Yalnızca 2010 yılında nefret saikiyle, eşcinsel bireylere yönelik cinayetler bile, bir yıl içerisinde bu derece fazla olan cinayetlere karşı devletin ve kanunların yetersizliğini gösterir niteliktedir. 21 Nisan 2010’da Çorum’da yaşanan Recep Berker cinayeti, 26 Şubat 2010’da Muğla ‘da yaşanan Kadir Aydın cinayeti,  9 Haziran 2010’da İzmir ‘de yaşanan İsmail Önaç Cinayeti, 1Haziran 2010’da Denizli’de yaşanan Mahmut Ümmetoğlu Cinayeti, 20 Ocak 2010’da İstanbul’da yaşanan Şinasi Halimoğlu Cinayeti, 22 Ocak 2010 ‘da  Afyonkarahisar’da yaşanan Kemal Gözel Cinayeti, 12 Haziran 2010’da İstanbul’da yaşanan Tevfik İlker İzmirlioğlu Cinayeti, 7 Ağustos 2010’da  İstanbul’da yaşanan Ahmet Ö. Cinayeti, 9 Şubat 2010’da Antalya’da yaşanan Derya Cinayeti, 16 Şubat 2010’da İstanbul’da yaşanan Aycan Cinayeti, 27 Haziran 2010’da İzmir’de yaşanan Azra Has Cinayeti, 3 Eylül 2010’da İstanbul’da yaşanan, kimliği tespit edilemeyen trans birey cinayeti, 20 Eylül 2010’da Bursa’da yaşanan İrem Okan cinayeti, 12 Kasım 2010!da İzmir’de yaşanan Serap Toman cinayeti ve daha bir çok cinayet, yaralama, şiddet olayları, eşcinsel bireylere yönelik nefret saikiyle işlenen bu suçların yerinin, şehrinin olmadığını ve kanunların yetersizliğini ayrıca toplumun tepkisizliğini göstermektedir.

 

Yer vermek istediğim aynı yıl içerisinde işlenen bir başka önemli cinayet de ailenin evladını sahiplenmesi nefret cinayetlerine karşı dur demesi, topluma örnek teşkil etmesi gerekir niteliktedir. 4 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşen Aykut Alıcı Cinayeti farz edilen kimlik üzerinden işlenen nefret cinayetlerine en büyük örnektir.

 

Haberde yer bulduğu şekliyle; İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi 2’nci sınıf Öğrencisi Aykut Alıcı, 18 gün önce Mehmet Akif Mahallesi Aşık Veysel Caddesi Ayyıldız Sokak’ta, daha önce kendisine gözünde lens ve saçı uzun oluduğu için “İbne, Top” diye hakaret ettiği öne sürülen 9 kişi ile yine tartıştı.

 

Kavgaya dönüşen tartışmanın ardından, içlerinden biri bıçağı çekerek Aykut Alıcı’nın kalbine sapladı. Ağır yaralanan Aykut Alıcı, yakınları tarafından kaldırıldığı Özel İstanbul Hospital’da yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Polisin yaptığı soruşturma kapsamında yakalanan C.T., çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ailesi ve yakınları, Cinayetin işlendiği yere polis merkezinin yaklaşık 300 metre mesafede olduğu belirtilerek, “Daha önce de Aykut Alıcı yine ayı grup ile kavga sonrası kaçarak polis merkezine sığınmıştı. Saldırgan grup polis merkezi etrafında toplanıp yine tehdit etmişlerdi. Aykut’u polis koruyamadı” diye konuştu.(Habertürk,2010)

 

Ülkemizde her geçen gün artan nefret cinayetleri karşısında bir zamanlar seçime ilk gireceği dönemde Recep Tayyip Erdoğan “Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart. Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insani bulmuyoruz” demişti. Günümüzde Türkiye’sinde, Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf Homofobik nefret söylemiyle seçim öncesi duruş ile sonrası duruş arasında ki farkı net olarak resmetti. Aliye Kavaf “Ben eşcinselliğin biyolojik bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum. Tedavi edilmesi gereken bir şey bence. Dolayısıyla eşcinsel evliliklere de olumlu bakmıyorum. Bakanlığımızda onlarla ilgili bir çalışma yok. Zaten bize iletişmiş bir talep de yok. Türkiye’de eşcinseller yok demiyoruz, bu vaka var.” şeklinde konuştu.

 

Nefret cinayetlerine şahit olduğumuz son örnek İstanbul’da yaşanmıştır. Çağla Joker (25) ve Nalan isimli trans kadınlar 21 Nisan 2014 akşamı Beyoğlu’ndaki çalıştıkları evde iki kişinin silahlı saldırısına uğramışlardır. Göğsünden vurulan Çağla Joker olay yerinde hayatını kaybetmiştir. Boynundan vurulan Nalan’ın tedavisi ise Şişli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sürmektedir. Gece saat 01.30 sıralarında transların kaldığı evde meydana gelen saldırının ardından, saldırganlar olay yerinden kaçmıştır.(Bianet,2014) Trans bireylere yönelik olarak nefret cinayetlerinin yanında nefret söylemleri ve hakaret ile karşı karşıya kalmaları maalesef Türkiye’nin bir gerçekliğidir. Bu gerçeklik değişmeli ve toplumda yaşayan bir unsur olarak bireylere eşit olarak haklar verilmelidir.

 

1 Ocak 2008 – 31 Ekim 2013 arasında dünyada 60 ülkede toplan 1374 trans birey nefret cinayetleri nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Türkiye de listeye en çok trans cinayetinin yaşandığı Avrupa ülkesi olarak girmiştir.. 2008-2013 arasında Türkiye’de 34, İtalya’da 26 trans birey öldürülmüştür. Orta ve Güney Amerika’da Brezilya’da 539, Meksika’da 144, Kolombiya’da 76, Venezuela’da 70, Honduras’ta 60 trans birey öldürülmüştür. Asya’da ise en çok trans cinayeti Filipinler’de gerçekleştirilmiştir. 2008-2013 arasında 29 trans birey öldürülmüştür. Transgender Europe, son bir senede dünyada 238 trans bireyin nefret cinayetleri nedeniyle hayatını kaybettiğini açıklamıştır. En çok trans cinayeti Brezilya’da yaşanmıştır, bir senede 95 trans birey öldürülmüştür. Brezilya’yı Meksika (40), ABD (16), Venezuela (15), Honduras (12) ve Kolombiya (12) takip etmiştir. Türkiye’de ise 2013’te beş trans birey öldürülmüştür. Toplam 26 ülkede öldürülen 238 trans bireyden 11’i 18 yaşından küçüktür. 11’i ise 18-20 yaş aralığındadır.(Bianet, 2013)

 

 

Türkiye’de Nefret Suçlarına Karşı ve Eşcinsel Haklarına Yönelik Yapılan Çalışmalar ile Bazı Yaklaşım ve Değerlendirmeler

 

Türkiye’de nefret suçlarına karşı bir çok sivil toplum örgütü, dernekler ve özel kişiler seslerini duyurmak adına çeşitli çalışmalar yapmaktadırlar. Eşcinseller tarafından düzenlenen Onur Haftası etkinlikleri, çeşitli yasa taslakları, yayımlanan yazılar, makaleler bu konu üzerine dikkat çekilmesi adına örnek teşkil etmektedir.

 

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı, Türkiye 2012 yılı İlerleme Raporu, Sivil Toplumu ilgilendiren maddeler arasında konuya yer verilmiştir. Eşcinsellik Türkiye’ de ceza gerektiren bir suç değildir. Bununla birlikte lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüeller (LGBTT) ayrımcılık, korkutma ve şiddete maruz kalmaya devam etmişlerdir. LGBTT’ler cinsel eğilimleri nedeniyler işten çıkarılmıştır. Konut ve sağlık hizmetlerine erişim (özellikle transseksüeller için), LGBTT’ye karşı ayrımcılığa ilişkin olarak bildilen diğer konular arasındadır. Bazı davalar ve süreçler devam etmektedir. 2011 yılında Türkiye’de LGBTT’lere karşı yaşama hakkının ihlali, işkence, kötü muamele ve cinsel istismar vakaları bildirilmiştir. Farklı cinsel eğilime veya cinsel kimliğe sahip kişilere karşı işlenen suçların soruşturulması ve kovuşturulması aşamalarında yaşanan eksiklikler, faillerin cezasız kalmasına yol açmıştır. (Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı,2010)

 

KONDA 2012 Mayıs araştırmasında 28 ilde, 104 ilçeye bağlı 150 mahalle ve köyde toplam 2610 kişi ile yüz yüze görüşmüştür. Bu araştırma  dahilinde toplumun eşcinsellere yönelik algısını anlamaya dair sorulan sorularda biri, bir erkeğin başka bir erkekle cinsel ilişki yaşamasının suç sayılıp sayılmaması gerektiğine, eğer suç sayılması gerekiyorsa cezasının ne olması gerektiği sormuştur. Buldulara göre; katılımcıların %11.2’si eşcinsellik suç olmamalı derken; % 32’si en ağır ceza ile cezalandırmalı, %28.9’u toplum dışında tedavi edilmeli, %21.7’si hapis cezası ile cezalandırılmalı, %6.2’si ise para cezası ile cezalandırılmalı diye yanıt vermiştir. (LGBT Meselesinde Siyasi Tehditler ve Olanaklar)

 

Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu, 50’den fazla dernek ile, Uluslararası Af Örgütü Türkiye şubesi de dahil olmak üzere ortak platformda birleşerek, Nefret Suçları Yasa Taslağı hazırlamıştır. Türk Ceza Kanunu’nda, “nefret saikiyle” ibrasinin yer verilmesi gerektiği vurgusu yapılan çalışmanın bir bölüm içeriğini oluşturmaktadır. Ayrıca http://imza.nefretme.org/ ve http://nefretme.net/ Nefret Suçlarına karşı önemli oluşumlardan ve çalışmalardandır.

 

Nefret Suçları ile ilgili yakın zamanda, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili, Doç. Dr. Aykan ERDEMİR tarafından 25 Aralık 2012 tarihinde TBMM Başkanlığına, “Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” verilmiştir. 30 Mayıs 2013 tarihinde TBMM’de  “Koskoca dünyamızda LGBTT bireylere yerimiz var mı?” vurgusuyla meclis kürsüsünden konuşmasını gerçekleştirmiştir. Milletvekili Doç. Dr. Aykan ERDEMİR bu konu da ileride de gündeme gelecek farklı kanun tekliflerinin olabilirliğini göstermiştir.

 

 

Kaynakça

LGBT Nefret Suçları Raporu. (2010). www.osce.org

LGBT Nefret Suçları Raporu. (2010). (Hate Crımes ın the osce region-Incidents and responses annual report for 2009)

Habertürk. (2010). http://www.haberturk.com/yasam/haber/549025-gozunde-lens-var-sacin-da-uzun-dediler-oldurduler

Bianet (2014). http://www.bianet.org/bianet/lgbti/155143-beyoglu-nda-trans-cinayeti

Bianet. (2013). http://www.bianet.org/bianet/lgbti/151296-2013-te-238-trans-olduruldu

Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı. (2012). Türkiye 2012 yılı İlerleme Raporu. Sivil Toplumu İlgilendiren Maddeler

Volkan Yılmaz, (bianet), LGBT Meselesinde Siyasi Tehditler ve Olanaklar.