Küreselleşme ve Ulus Devlet

Geçtiğimiz aylarda SAV Yayınlarından çıkan M. Gürsan Şenalp’e ait “Ulusüstü Kapitalist Sınıf Oluşumu: Türkiye ve Koç Holding Örneği” adlı kitap literatürde oldukça tartışmalı olan bir konuyu akla getirmektedir.  1990’lardan bu yana üzerinde oldukça konuşulan bu konu ise küreselleşmeyle birlikte ulus devletin öneminin azalıp azalmadığı sorusu ile alakalıdır. Bu tartışma çerçevesinde şekillenen başlıca kurumsal yaklaşımlar; güçlü liberal küreselleşme, sorgulayıcı küreselleşme, Marksist küresel kapitalizm, Marksist yeni emperyalist küreselleşmedir. Güçlü liberal küreselleşme yaklaşımına göre, ulus devlet eski gücünü kaybetmiş ve hatta yok olmaya başlamıştır. Ulus devletler kültür, dil, toprak sınırı, para, ulusal ekonomi gibi kendilerini var eden ve var oluşlarını sürdürmeye yarayan fonksiyonlarını kontrol etme yeteneklerini kaybetmişlerdir. Bir diğer yaklaşım olan sorgulayıcı küreselleşme yaklaşımının temel savı, ulus devletlerin kendi kendilerini yeniden üretebilmesidir. Küreselleşme sadece ulus devletleri yeniden tanımlamamıza yol açmaktadır. Weiss’e göre küreselleşme ulus devletlerin varlığını tehdit etmez; daha ziyade onlara daha farklı olanaklar tanır. Held ve McGrew da küreselleşme gibi güçlü bir değişime cevap verebilmek için devletin kendini yeniden tanımlayabilecek kadar yeterli bir beceriye sahip olduğu kanısındadırlar. Diğer yandan küreselleşmenin zayıf bir oluşum olduğu ve ulus devletlerin bunun üstesinden kolaylıkla gelebileceğini savunan görüşler de vardır. Örneğin; Hirst ve Thompson, Wade bu yaklaşımın içindedir. Gilpin’e göre, küreselleşme çağında devletler vazgeçilmezdir çünkü pazar ekonomisinin varlığı devlete bağlıdır. Küresel alan da aslında devletlerin kendilerine ekonomik, askeri ve siyasi avantajlar getirebileceği alandır. Sassen da küreselleşmenin devletin önemini kaybettirmediği görüşündedir; bu sadece yeniden tanımlamayı gündeme getirmiştir. Diğer bir yaklaşıma baktığımızda yani Marksist küresel kapitalizm yaklaşımına göre, ulus ötesi kapitalist sınıf hegemonyasının oluşumu ve ulus ötesi devletin oluşması gibi bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Kapitalizmi bir süreç içerisinde ele alan Robinson’a göre küreselleşme, uluslar arası kapitalizmin dördüncü evresidir. Bu evrede ulus ötesi sermayenin yükselmesi, her ülkenin küresel ekonomi içerisine entegrasyonu, yeni ulus ötesi kapitalist sınıfın ortaya çıkması, ulus ötesi devlet aygıtının ortaya çıkması gibi dünya kapitalist sistemi içinde bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Küreselleşme bu gibi değişikliklerin bir ürünüdür. Bu yaklaşıma göre, Ulus ötesi bir kapitalist sınıfın ortaya çıkması da bir süreç içerisinde olmuştur. 1970 ve 1980’lerde merkez ülkelerde kapitalist sınıf baskın güce sahipti ve 1980’den 1990’a kadar IMF ve Dünya Bankasının 3. Dünya ülkelerine yapısal uyum programlarıyla birlikte ulus ötesi kapitalist sınıf kavramı da gelişmiştir. Yeni ortaya çıka bu sınıf, ulus ötesi sermayeyi temsil eder, ulusal kimlikleri yoktur ve ulusal sermaye grupları ile çatışma ve rekabet içerisinde olan sosyal bir sınıftır. Hardt ve Negri’ye göre de eski emperyalist düzenin yerine toprakla sınırlı olmayan bir güç geçmiştir. Bu yeni emperyalist düzende ulus devletler egemenliklerine sahiptirler fakat bundan farklı olarak ulus ötesi kurumları, büyük kapitalist firmaları da içeren yeni bir egemenlik şekli de oluşmaktadır. Bu görüşe göre küreselleşme çağında emperyalizm yoktur; yeni durum emperyalizm ötesi imparatorlukla açıklanabilir. Son olarak, Marksist emperyalist küreselleşme yaklaşımına baktığımızda bu yaklaşımın temel savı günümüzde gördüğümüz küreselleşme formunun gerçekte ABD emperyalizminin yeni bir boyutu olduğunu iddia etmesidir. Bu yaklaşımda olanlar, yeni bir ulus ötesi kapitalist sınıfın ve devletin oluştuğu fikrine katılmamaktadırlar; onlara göre küreselleşme olgusu içerisinde ulus devletleri uluslar arası sistemden dışarı çıkmayacak bir biçimde ele almalıyız. ABD sermayesinin yabancı sosyal oluşumlara doğrudan nüfuz etmesi şeklinde yeni emperyalizm yaklaşımı açıklanmıştır. Örneğin; ulus devletler finansal, hukuki ve eğitim sistemlerini ABD sistemine benzer şeklinde değiştirmekte ya da uluslararası anlaşmaların yapımı ABD sistemine tabi olma çabalarıyla şekillenmektedir. Dolayısıyla, buradaki çaba dünya üzerinde ABD sisteminin aynısının yaratılması çabasıdır[1].

Bu tartışmalar çerçevesinde World Values Survey’deki verilere bakılarak ulus devlete özgü vatandaşlık kavramı ile ulus üstü bir kuruluş olan Avrupa Birliği arasındaki ilişki incelendiğinde karşımıza şu sonuç çıkmaktadır: Avrupa Birliği’ne üye olan İtalya, İsveç, Finlandiya, Polonya, Slovenya, Bulgaristan, Romanya, Kıbrıs ve Almanya vatandaşlarının kendilerini ülkelerinin vatandaşı mı yoksa Avrupa Birliğinin vatandaşı olarak mı gördüklerine dair sorusuna verdikleri yanıt % 93,6 oranında kendilerini ulus devletin vatandaşı olarak tanımlama eğiliminde olmaları iken (Tablo 1), % 64.9 oranında kendilerini Avrupa Birliği vatandaşı olarak tanımlama olmuştur (Tablo 2).[2] Sonuç olarak, her ne kadar bu örneklem küçük olarak kalsa ve küreselleşmenin sadece bir boyutunu yani vatandaşlık ve ulus üstü kuruluşlar arasındaki ilişkiyi incelese de, insanların algısının hala ulus devlet üzerine odaklandığını göstermektedir.  

 

Tablo 1

Kendimi Ulus Devletin Vatandaşı Olarak Görüyorum

Toplam

İtalya

İsveç

Finlandiya

Polonya

Slovenya

Bulgaristan

Romanya

Kıbrıs

Almanya

İspanya

Tamamen Katılıyorum

50.5 %

48.2 %

47.0 %

73.2 %

56.7 %

44.3 %

54.8 %

50.6 %

54.4 %

38.1 %

49.9 %

Katılıyorum

43.1 %

45.0 %

52.0 %

25.6 %

41.7 %

51.6 %

36.5 %

40.9 %

42.3 %

46.9 %

46.3 %

Katılmıyorum

4.9 %

5.9 %

1.0 %

1.3 %

1.3 %

3.2 %

5.9 %

6.7 %

3.0 %

11.4 %

2.9 %

Tamamen Katılmıyorum

1.4 %

0.9 %

.

.

0.3 %

0.9 %

2.8 %

1.8 %

0.4 %

3.6 %

1.0 %

 

Tablo 2

Kendimi Avrupa Birliğinin Vatandaşı Olarak Görüyorum

Toplam

İtalya

İsveç

Finlandiya

Polonya

Slovenya

Bulgaristan

Romanya

Kıbrıs

Almanya

İspanya

Tamamen Katılıyorum

17.8 %

19.7 %

13.7 %

24.5 %

23.7 %

18.4 %

16.6 %

14.3 %

29.1 %

9.3 %

18.2 %

Katılıyorum

47.1 %

47.6 %

59.9 %

50.2 %

59.1 %

59.9 %

28.7 %

32.8 %

49.5 %

33.9 %

67.7 %

Katılmıyorum

24.8 %

27.7 %

22.2 %

21.3 %

14.2 %

17.4 %

35.5 %

32.9 %

16.0 %

36.7 %

10.0 %

Tamamen Katılmıyorum

10.4 %

5.0 %

4.3 %

4.0 %

3.1 %

4.4 %

19.2 %

20.1 %

5.4 %

20.1 %

4.2 %


[1] Bu konu hakkındaki genel bilgiler Nahide Konak’ın “Ekonomik Küreselleşme ve Ulus Devlet: Kurumsal Yaklaşımlar” adlı makalesinden alınmıştır.

[2] http://worldvaluessurvey.org/