1. 1. 2. Kültürel farklılıklar ne kadar tanınmıştır ve azınlıklar ve korunmasız sosyal gruplar ne kadar iyi korunmaktadır?

 

Kanunlar

Anayasa’nın 10. Maddesinde ‘Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir’ ifadesi yer almaktadır. Bu maddeye 2004 yılında yapılan bir ekle kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ve devletin, bu eşitliği yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu da eklenmiştir. Aynı zamanda, 2010 yılında yapılan bir diğer ek ile birlikte, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler ifadesi de Anayasa’da yerini almıştır. Bu maddede hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmayacağı ve devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları da ifade edilmiştir.

Anayasa’nın 41. Maddesi ise ailenin korunması ve çocuk hakları ile ilgili yasal düzenlemeleri içermektedir. Buna göre ve 2001 yılında ek fıkra temelinde ‘Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır’ ifadesiyle eşler arasındaki eşitlik vurgulanmıştır. Aynı zamanda, ‘Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar’ denerek devlet kadın ve çocukların korunmasında kendisini yetkili kılmıştır. 2008 yılında yapılan eke göre ise her çocuğun, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, 2010 yılındaki ekle birlikte devletin, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler alacağı ifade edilmiştir.

Anayasa’nın 50. Maddesinde ise küçükler ve kadınlar ile birlikte ruhi yetersizliği olanların çalışma şartları bakımından özel olarak korunacağına yer verilmiştir. Anayasa’nın 61. Maddesinde devletin harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimlerinin, malûl ve gazilerin, sakatların, yaşlıları, korunmaya muhtaç çocukların korunması ile ilgili yetkiler ve tedbirler üstlendiği belirtilmiştir.

 

Pratik ve Olumsuz Göstergeler

 

Kadın – Erkek Eşitliği

 

Yukarıda da belirtildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesinde, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” ifade yer almaktadır. Bununla beraber kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ve devletin, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu belirtilmektedir. Cinsiyetçi yapının önüne geçebilmek için atılmış bu adımda; çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı da açıkça belirtilmiştir. Bunun yanı sıra,  anayasanın 41. maddesinin “aile Türk toplumunun temelidir” şeklindeki 1. fıkrasına “ve eşler arasında eşitliğe dayanır” ibaresinin eklenmesi, 66. maddede yapılan değişiklik ile ‘Türk anadan doğan çocukların da doğrudan Türk vatandaşı statüsü kazanmakta’ olacağının eklenmesi kadın erkek eşitliği için anayasada yapılan değişikliklerdir (Toplumsal Cinsiyet Açısından Anayasa Konulu Komisyon Raporu 2012, s.8)

Anayasada yer alan kadın erkek eşitliği tanımının yanı sıra, son yıllarda Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada hızla gelişmeye başlayan, ‘gender equality’ yani toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik çalışmalar ise hız kazanmıştır.  Farklı kültürlerin, coğrafyanın ve geleneklerin sonucu olarak kadın ve erkeklere yüklenen roller ve sorumluluklar olarak tanımlanan ve genelde kadınların özel alan ve işleriyle, erkeklerin ise kamusal alan ve işleriyle şekillendirilmeye çalışıldığı bir kavramdır. Türkiye’de ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği eğitimden çalışma yaşamına, kaynaklara ulaşabilmekten karar alma mekanizmalarında etkin rol oynayabilmeye kadar pek çok alanda kendisini göstermektedir (Üstün 2011, s.9) Konu ile ilgili Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2008-2013 yılları arasında uygulanması planlanan ‘Toplumsal Cinsiyet Ulusal Eylem Planı’nı hazırlamış olmakla birlikte; toplumsal cinsiyet rollerinin baskın bir şekilde karşımıza çıktığı kadına yönelik şiddet konusunda da yasal adımlar atılmaya çalışılmaktadır. Nitekim 11 Mayıs 2011 tarihinde Türkiye’nin imzacı ilk ülke olduğu ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ de yürürlüğe girmiştir (Toplumsal Cinsiyet Açısından Anayasa Konulu Komisyon Raporu 2012, s.2).

Ayrımcılığın tanımını yapan ilk uluslararası belge olarak, diğer insan hakları belgelerinde yer alan hakların kadınlar için de gerçekleştirilmesini sağlamayı hedefleyen ve bugün 187 ülkenin taraf olduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne (CEDAW) Türkiye 1985 yılında taraf olmuştur (s.1). Bu anlaşmanın yanı sıra, kadın erkek eşitliğini sağlayacak ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye yardımcı olacak başka siyasi deklerasyon ve bildiri metinlerine de taraf olunmuştur: Nairobi İleriye Dönük Stratejileri (1985), - Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu (1995), Pekin+5 (2000), Birleşmiş Milletler Bin Yıl Bildirgesi (2000), CEDAW İhtiyari Protokolü (2002) (s. 9-10)

Geçtiğimiz on yıl içinde ise Türkiye büyük bölümü kadın hareketlerinin savunucuları ve lobicilik faaliyetleri tarafından yönlendirilen kadın hakları konusunda önemli reformlar yaşadı. 2001 yılında kabul edilen yeni Medeni Kanun, ev içinde eşit haklar ve sorumluluklar ilkesine dayanmaktadır. Türkiye Hükümeti 1985 yılında CEDAW ile anlaştıktan sonra, kadın hareketi medeni kanunu reformu için lobicilik fırsatı yakaladı. Değişim için bir dizi dilekçenin parlamento onayından geçmemesi üzerine umutlar kesildi. 1990’lı yıllar boyunca feminist savunucuları, CEDAW ile ilgili olan taahhütlerin ihlal edilmesinin yanı sıra medeni kanunun Türkiye’nin cinsiyet eşitliğinin anayasal güvencesini nasıl ihlal ettiğini de vurgulayan hareketi inşa ettiler.

Nisan 2000’de, koalisyon hükümeti kadınların talebi olan tam cinsiyet eşitliğini entegre eden taslak bir medeni kanun hazırladı fakat bu muhafazakar milletvekillerinin bir ittifakı sonucu engellenmiş oldu. Kadınların talepleri arasında tartışmaya en çok neden olan talep evlilik mülkiyeti ile ilgiliydi.  Karşıt duranlar evlilik süresince edinilen mülkiyetin eşit bölüşülmesini Türk geleneklerine aykırı olduğunu, aileyi yok edeceğini, boşanma oranlarının artacağını ve sonuç olarak Türk toplumunun yok olacağını iddia ettiler. Kadın hareketi, ülkenin her yerinden gelen 120’den fazla Sivil Toplum Kuruluşunu geniş bir koalisyonda bir araya getirerek yanıt verdi. Toplumun ve farklı ideolojik bakış açılarından farklı sektörleri temsil eden Kadın hakları örgütleri, ortak bir platform üzerinde kampanya için bir araya geldi. Koalisyonun en başarılı taktiklerden biri, kadının toplumdaki rolü ile ilgili kamusal tartışma kıvılcım ve kadın hakları konusunda bilinçlendirme, medyanın desteğini kazanmaktı. Yeni kanun evlilik için yasal asgari yaşı eşitledi ve evlilik içi veya dışı doğmuş olsunlar bütün çocuklar için aynı miras hakkı verildi. Hükümleri uyarınca, evlilik süresince edinilmiş malların eşit paylaşılması zorunluluğu getirildi.

2001 yılında medeni kanunun geçmesinden sonra, Sivil Toplum Kuruluşları tarafından oluşturulan koalisyon ceza kanununa yöneldi. Eski kanun altında, tecavüz, kaçırılma ya da kadınlara yönelik cinsel taciz gibi suçlar ‘topluma karşı işlenen suçlar’ olarak kategorize edilmişti. Kadın hareketi 2004 yılında yeni bir ceza kanunu ile sonuçlandırılan ve evlilik içi tecavüzün, işyerinde cinsel tacizin suç olarak sayılması ve bekâr ve evli kadınlar arasında ayrım yapan bütün maddelerin revizyonu ve çocuk istismarı hakkındaki hükümlerin güçlendirilmesi konularını kapsayan cesur bir kampanya başlattı (UN WOMEN Turkish Women's Campaign for Reform 2011). 

Fakat ülke çapında yapılan izleme ve değerlendirme faaliyetleriyle eğitim, ekonomi, yoksulluk, sağlık, karar alma mekanizmalarında yer alma ve şiddet başta olmak üzere hayatın neredeyse her alanında karşımıza çıkan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önüne geçilmesi için atılan yasal adımların, işlerlik kazanamadığını görmekteyiz. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün (KSGM) ‘Türkiye'de Kadının Durumu Aralık 2010’  raporuna göre, Türkiye'de yaklaşık 900 bin erkeğe karşılık 4 milyon kadın okuma-yazma bilmiyor. Bunların 2.5 milyonunu 50 yaş ve üzerindekiler oluştururken, 6-24 yaş grubunda ise okuma yazma bilmeyen 220 bin kadın bulunuyor (Belge 2011, s.1). Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2009 yılında yayımladığı ‘Ulusal Eylem İstatistikleri’ne göre ise; lisansüstü eğitim dışarıda tutulmak koşuluyla, eğitim seviyesi yükseldikçe kadın oranı erkeklere kıyasla azalmakta. Bunun yanı sıra okul öncesi eğitimde de kız çocuklarının erkeklere oranla daha az olduğunu ve okulu terk edenlerin büyük çoğunluğunun kız çocuklar olduğunu ve bunun en çok beşinci ve altıncı sınıfta yoğunlaştığını görmekteyiz (Belge 2011, s.1).

Nüfusun yarısının kadınlardan oluştuğu Türkiye’de, yasal düzende geliştirilen pratiklerin aksine işgücüne katılımda da olumsuz sonuçlar karşımıza çıkmaktadır. Kadınlarda %10,8, erkeklerde ise %8,5 olan işsizlik oranının genel ekonomiye yansımasının yanı sıra;  2012 yılında işgücüne katılım oranının kadınlarda %29,5 iken erkeklerde %71 olduğunu görmekteyiz. İstihdam edilen kadın nüfus oranının %26,3, erkek nüfus oranının ise %65 olması, fırsat eşitsizliğinin en fazla gün yüzüne çıkan alanlardan biri olmasına neden olmaktadır (Türkiye İstatistik Kurumu 2012).  2006 yılında Türkiye’de kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 24,9, istihdam oranı ise yüzde 22,3 olarak tespit edilirken;. Avrupa Birliği’nin 27 üye ülkesinde kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 63, istihdam oranı ise yüzde 57,2 olarak hesaplanmıştır (Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü 2008).

TÜİK Hanehalkı İşgücü İstatistikleri’nin 2011 yılında yayımlanan raporuna gör ise, OECD ülkeleri arasında kadın istihdamı oranı %56.7 iken; %26.2’lik oranla en son sırada Türkiye yer almaktadır (Türkiye İstatistik Kurumu 2011).

Kadın erkek eşitliğinin yasal olarak sağlandığı bir diğer nokta ise karar alma mekanizmalarında yer almaktır. Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 10. Maddesi’nde seçilme yeterliliği olarak ‘Yirmi beş yaşını dolduran her Türk vatandaşı milletvekili seçilebilir’ denmektedir. Bunun yanı sıra en az ilk okul mezunu olmak,  erkekler için askerlik hizmetini yapmış olmak, kamu hizmetinden yasaklanmamış olmak, taksirli suçlar hariç 1 yıldan fazla hapis yatmamış olmak, yüz kızartıcı suç islememek, devlet sırrını açığa vurmamış olmak, ideolojik ve anarşik suçlara katılmamak ve kısıtlı olmamak da milletvekili seçilmek için aranan şartlardır (Milletvekili Seçim Kanunu Madde 10 ve 11). Yasal önlemlerin alınmış olmasına karşılık, kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınmaya başlamasından bu yana meclise giren kadın milletvekili sayısı, erkek parlamenterlere göre oldukça az sayıda kalmıştır her zaman.

 

*Kadın Milletvekili Oranı (Türkiye İstatistik Kurumu 2012)

 

 

*Seçilmiş Bazı Ülkeler ve Türkiye'de Kadın Milletvekili Oranı (Türkiye İstatistik Kurumu)

Seçilmiş bazı ülkelerle kıyaslama yapmak gerekirse eğer, Türkiye’nin kadınların karar alma mekanizmalarına katılması konusunda eşitliği sağlayamadığı ise daha iyi görülebilir:

 

İsveç

%44,7

Almanya

%32,9

Fransa

%26,9

İngiltere

%22,3

Yunanistan

%21

Bulgaristan

%20,8

Türkiye

%14,4

 

Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği

 

Türk hukuk sistemi içerisinde doğrudan ya da dolaylı olarak ayrımcılık yaratma tehlikesi bulunan ‘konulardan’ birisi de LGBT bireylere yönelik tutumdur. Zira genellikle sağlık, evlenme, istihdam, mülkiyet hakkı, eğitim, hizmetlere erişim gibi hayati değere sahip pek çok alanda ayrımcılık yaratan ya da ayrımcılık riskini barındıran düzenlemeler mevcuttur. Doğrudan ayrımcılık yaratan düzenlemeler ise oldukça sınırlı sayıda olup, büyük çoğunluğu zorunlu askerlik hizmetiyle ilgilidir (Öz 2011, s. 7-8).

Anayasanın oluşturulması ve geliştirilip değiştirilme aşamalarının hiçbirinde LGBT bireylere yönelik bir tanımın yer almaması, yapılan düzenlemelerde cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliği ifadelerine yer verilmemiş olması bu konunun yasal bir boşluk olarak kalmasına neden olmaktadır. Nefret suçlarına ilişkin bir yasa olmaması, var olan düzenlemelerin de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerini kapsamıyor oluşu, doğrudan yaşam hakkının tehdit edilmesine neden olmaktadır (s.8). Ekim 2012’de Cenvere’de düzenlenen BM İnsan Hakları Komitesi 106. Oturum'da, Türkiye'deki LGBT örgütlerinin ve Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu’nun birlikte hazırladığı "Türkiye'deki LGBT Toplumunun İnsan Hakları İhlalleri Gölge Raporu"nun sunumu yapılmıştır. LGBT örgütleri adına yaptığı konuşmada Şevval Kılıç Türkiye'de son bir yılda 14 trans cinayeti işlendiğinin ve Türkiye'nin nefret cinayetlerinde dünyada ikinci sırada olduğunu belirtmiştir (Sulu 2012, s.1). Dünya çapında trans cinayetlerini takip eden Trans Cinayetlerini İzleme Projesi, 2012’de tüm dünyada 265 trans bireyin öldürüldüğüne dikkat çekiyor. Trans cinayetlerinin en çok yaşandığı ülkeler Brezilya, Meksika ve ABD olarak sıralanırken; Avrupa’da en çok trans cinayeti işlenen ülke ise, 5 cinayetle Türkiye oluyor (Balzer ve Hutta 2012)

Anayasada herhangi bir düzenlemenin yer almaması ve yasal alanda meydana gelmiş bu boşluk nedeniyle mahkemelerin takdir yetkisine bırakılan LGBT bireylerin sorunları;nefret suçları yasasının çıkarılması, ayrımcılığa yönelik çıkarılmış yasa maddelerine cinsel kimlik ve yönelimin eklenmesi , özellikle eğitim, sağlık, konut edinme haklarında ve iş yaşamında karşılaşılan güçlerinin en aza indirilmesi adına gerekli kanunlarda düzenlemeler yapılması gibi tedbirlerle yasal düzlemde en aza indirilebilir.

 

Çocuklar

 

Anayasada çocuğun ve ailenin korunmasına dair pek çok kanun örneği mevcuttur. Bununla beraber eğitimden sağlığa, spordan korunmaya muhtaç çocuklara kadar pek çok madde bunun içerisinde yer almaktadır. Yasal olarak güvenceye alınmış ancak uygulamada aksaklıkların yaşandığı bir diğer konu da, çocuklardır maalesef. Anayasanın ilgili maddelerinin yanı sıra Millî Eğitim Temel Kanunu, Medenî Kanun, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu, Çocuk Mahkemeleri’nin Kuruluşu Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun,Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu gibi doğrudan çocuklara yönelik çıkarılmış kanunların bulunmasına rağmen; çocukların başta yaşam, eğitim ve sağlık gibi en temel hakları tehlike altındadır. 18 yaşına kadar herkesin çocuk olarak kabul edildiği Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme s. 139) de taraf olan Türkiye’de son zamanlarda çocuk işçilerde yaşanan ölüm vakaları ise dikkatleri bu yöne çekmiştir. 18 yaşından küçüklerin iş yerlerinde çalıştırılabilmelerine dair yasal düzenleme, 4857 no.lu İş Kanunu’nun 71. Maddesinde çocuk ve genç işçi tanımlarının, hangi işlerde çalışabileceklerinin/çalışamayacaklarının, izin sürelerinin ve ücretlerinin belirlenmesi ile yapılmıştır (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2011). Yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiş olmasına karşılık, henüz geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay ise bunun uygulamaya geçmediğini gösterir niteliktedir. Okuldan artan zamanda haftalık 100 liraya plastik fabrikasında çalışan 13 yaşındaki çocuk işçi, kafasının pres makinasına sıkışması sonucu hayatını kaybetmiş; sigortasız olarak çocuk işçi çalıştıran patron ise çocuğun iş kazasında değil trafik kazasında yaralandığını iddia etmeye çalışmıştır (Şahin 2013, s.1). Gündem Çocuk Derneği tarafından yayımlanan ‘Çocuğun Yaşam Hakkı Raporu 2012’ ise, yıl içerisinde çeşitli nedenlerle 609 çocuğun hayatını kaybettiğini; bunların 38’inin çocuk işçiler olduğunu kaydetmiştir (Salman 2013, s.1).

Çocukların en temel hakkı olan yaşama haklarının elinden alınmasına yol açan bu uygulamaların yanı sıra, eğitim hakkının da engellendiği bir diğer konu sokakta çalıştırılan ya da yaşayan çocuklardır. Çocukların eğitim, sağlık ve barınma haklarını sağlamak yasalarla devletin görevleri arasına yerleştirilmişken; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı konu ile doğrudan ilgilenen kurumdur. Bakan Fatma Şahin’in bir soru önergesi neticesinde verilen bilgilere göre ise; sokakta yaşayan çocuk sayısı 2012 itibariyle 24’e düşerken, sokakta çalışan çocuk sayısı ise 5851 olarak tespit edilmiştir (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı):

 

Sokakta Yaşayan/çalışan Çocukların Yıllara Göre Dağılımı

 

 

2007

 

 

2008

 

 

2009

 

 

2010

 

 

2011

 

 

2012

Sokakta Yaşadığı Tespit Edilerek Bakanlığımız Hizmetlerinden Yararlandırılanlar

 

 

775

 

 

474

 

 

197

 

 

101

 

 

106

 

 

24

Sokakta Çalıştığı Tespit Edilerek Bakanlığımız Hizmetlerinden Yararlandırılanlar

 

 

6784

 

 

7124

 

 

7560

 

 

5718

 

 

6402

 

 

5851

 

01-04-2013

 

 

Kaynakça:

 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Soru Önergesi Cevabı, <http://www2.tbmm.gov.tr/d24/7/7-14300sgc.pdf>

 

Balzer, C. ve Hutta, S. (2012)  “List of 265 reported murdered trans persons from November 15th 2011 to November 14th 2012”, Trans Murder Monitoring Project, < http://www.transrespect-transphobia.org/uploads/downloads/TMM/TvT-TMM-TDOR2012-Namelist-en.pdf>

 

Belge, B. (2011) “Kadınların Okur Yazarlığı Erkeklerden 4 Kat Az”, Bianet, <http://bianet.org/bianet/kadin/127542-kadinlarin-okuryazarligi-erkeklerden-dort-kat-az>

 

Birleşmiş Milletler (1989) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Kısım 1- Madde 1, <http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/137-160.pdf>

 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (2011) “30 Soruda Çocuk ve Genç İşçilere Özel Çalışma Koşulları”, Ankara <http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/ShowProperty/WLP%20Repository/itkb/dosyalar/yayinlar/kitaplar/kitap3>

 

İlknur Üstün (2011), Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Hesaba Katabiliyor Muyuz?, Ankara <http://panel.stgm.org.tr/vera/app/var/files/t/o/toplumsal-cinsiyet-esitligi-2-basim.pdf>

 

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Yayınları (2012), Toplumsal Cinsiyet Açısından Anayasa Konulu Komisyon Raporu, No: 9, TBMM Basımevi, Ankara <http://www.tbmm.gov.tr/komisyon/kefe/docs/komisyon_yay%C4%B1n_no_9.pdf>

 

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (2008), Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı 2008 2013  <http://www.kadininstatusu.gov.tr/upload/kadininstatusu.gov.tr/mce/eski_site/Pdf/TCEUlusaleylemplani.pdf>

 

Milletvekili Seçim Kanunu, Madde 10 ve 11 <http://www.anayasa.gen.tr/2839sk.htm>

 

Öz, Y. (2011) LGBT Bireyler Açısından Mevzuat Taraması, Ankara: Kaos GL Yayınevi.

 

Salman, U. A. (2013) “Bir yılda 38 Çocuk İşçi Öldü”, Radikal Gazetesi, <http://www.radikal.com.tr/turkiye/bir_yilda_38_cocuk_isci_oldu-1126419>

 

Sulu, B. (2012) “Türkiye Neden Nefret Cinayetlerinden Bahsetmiyor?”, Bianet, <http://www.bianet.org/bianet/lgbtt/141524-turkiye-neden-nefret-cinayetlerinden-bahsetmiyor>

 

Şahin M. (2013) “Pres Makinesinde Ölen İşçi Çocuğun Patronuna 6 Yıl Hapis Talebi”, Zaman Gazetesi, <http://www.zaman.com.tr/gundem_pres-makinesinde-olen-isci-cocugun-patronuna-6-yil-hapis-talebi_2070016.html>

 

Türkiye İstatistik Kurumu (2012), İstatistiklerle Kadın 2012 Raporu, <http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13458>

 

Türkiye İstatistik Kurumu (2011), Hanehalkı İşgücü İstatistikleri. <http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=10775>

 

UN WOMEN (2011), Progress of the World Women: Turkish Women’s Campaign for Reform, <http://progress.unwomen.org/turkish-womens-campaign-for-reform/>