Demografik Geçiş Süreci ve Türkiye

Yazı Dizisi - 1

30 Kasım 2012

Neslihan Can – SEAL Ekonomisti

Merve Özer – SEAL Ekonomisti

Demografik dönüşüm kuramı, tarımsal üretim yapısından sanayileşmeye doğru giderken, toplumların yüksek doğum ve yüksek ölüm hızına sahip bir nüfus yapısından düşük doğum ve düşük ölüm hızına sahip bir nüfus yapısına geçiş yaptığı tezine dayanmaktadır. Demografik dönüşüm, ilk olarak 1929 yılında ABD’li demograf Warren Thompson tarafından ele alınmakla birlikte, 1940’lı ve 1950’li yıllarda Frank W. Notestein’ın çalışmaları ile sistematik bir model haline gelmiştir. Kuramın öncüleri demografik geçiş sürecini genellikle 3 aşamada incelemektedirler. Blacker (1947) ise günümüzde yoğunlukla kullanılan 5 aşamalı modelin öncüsüdür.

Demografik dönüşüm kuramına göre, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecinde yaşanan ekonomik kalkınma ile birlikte nüfus yapısında belirleyici olan doğum ve ölüm oranlarında değişim yaşanması beklenmektedir. Ekonomik kalkınma ve modernleşme sürecinin getirileri olan aşılanma, tedavi yöntemlerindeki gelişim, artan kamu sağlık ve temizlik hizmetleri sonucu salgın hastalıklarda görülen azalma, tarımsal üretim yöntemlerinde ve ulaşım imkânlarında görülen gelişim sonucu beslenme olanaklarının daha iyi hale gelmesi ve kıtlıkların azalması ve bütün bunlara paralel olarak yaşam standartlarındaki iyileşme ölüm oranlarındaki düşüşe önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Diğer taraftan sanayileşmenin getirdiği üretim yapısı içinde nitelikli emeğin ön plana çıkması sonucu eğitimin getirilerinin ve eğitime verilen önemin artması, tarımsal yapının ve geniş aile sisteminin çözülmesi nedeniyle çocuk bakımının ve eğitiminin maliyetinin artması, kadınların eğitim seviyesinin yükselmesi ve işgücüne katılımının artması gibi faktörler çocuk sahibi olmanın fırsat maliyetini önemli derecede arttırmıştır. Eğitim seviyesinin ve doğum kontrol yöntemleri hakkında bilincin yükselmesi ile birlikte doğum oranlarında düşüşün gerçekleşmesi beklenmektedir.

Şekil 1: Demografik Geçiş Modeli Evreleri

Kurama göre birinci evrede, yani tarımsal bir toplum yapısında doğum ve ölüm oranları yüksek ve nüfus artış hızı düşüktür. Sanayileşme ve modernleşme sürecinin başlaması ile birlikte gelen sağlık koşullarındaki iyileşme ile ikinci evrede ölüm oranları hızla düşmeye başlamaktadır. Fakat ikinci evrede doğum oranlarında henüz bir düşüş gözlenmemesi sonucu doğal nüfus artış hızı yükselmektedir. Üçüncü evrede, ikinci evre içinde düşmeye başlayan ölüm oranları azalma eğilimi korumaktadır. Bu dönemin en önemli özelliği ise ikinci evrede hala yüksek olan doğum oranlarının da düşmeye başlamasıdır. Dördüncü evre sanayileşme ve modernleşme süreciyle birlikte demografik dönüşümünü tamamlamış bir toplum yapısını göstermektedir. Bu dönemde doğum ve ölüm oranları düşük ve nüfus durağandır. Beşinci evre ise günümüzdeki gelişmiş toplumların nüfus yapısını açıklamaktadır. Bu evrede yaşlanma ile birlikte ölüm hızlarında belli bir artış gözlemlenirken, doğum oranlarındaki düşüşün devam etmesi sonucu nüfus azalmaya başlar. Bu dönemde bulunan bir toplumda yaşlı nüfusun toplam nüfus içinde oransal olarak artması ile çalışma çağındaki nüfusta oransal olarak azalma gözlemlenmektedir. Dünya ülkelerinin deneyimlerinden örnek vermek gerekirse; bugün Irak, Nijerya sürecin ikinci evresinde, Japonya, Yunanistan dördüncü evresinde ve Almanya ise beşinci evresinde olan ülkelerdendir.

Demografik geçiş kuramı, 1940’lı ve 1950’li yıllarda Avrupa’nın yaşadığı demografik değişim temel alınarak oluşturulmuştur. Dolayısıyla dünyanın diğer coğrafyalarındaki tecrübelere uyarlanabilirliği tartışma konusu olmuştur. Örneğin, Avrupa’da yüz yılı aşkın bir süre zarfında yaşanan bu tecrübe, Doğu Asya ülkelerinde 30 yıl içinde tamamlanmıştır. Bu nedenle dönüşümün hızı ve zamanlaması konusunda çok farklı tecrübelerin yaşandığı gözden kaçırılmamalıdır. Notestein’a yöneltilen bir diğer eleştiri de, demografik geçişi açıklarken ekonomik faktörlere fazla ağırlık vermesi nedeniyle olmuştur. Aynı ekonomik gelişmişlik düzeyine sahip iki toplumun farklı doğurganlık oranlarına sahip olması söz konusudur, bu nedenle doğurganlık seviyesindeki değişimleri tek başına ekonomik değişkenlerle açıklamak doğru bir yaklaşım olmayabilir. Doğum oranındaki düşüşün ölüm oranı azalışını takiben gerçekleştiği varsayımı da modelin eleştirilen bir başka yönüdür. Örneğin, 18. yüzyılda  Fransa’da doğum ve ölüm oranlarının eş zamanlı azaldığı çeşitli kaynaklarda yer almaktadır. Diğer taraftan modelin temelini oluşturan modernleşme kavramının içeriği ile ilgili de eleştiriler söz konusudur. Burada bahsi geçen modernleşmenin bir nevi ‘’Avrupalılaşma’’ olduğu Caldwell (1976) tarafından dile getirilmiştir çünkü Avrupa’nın geçirdiği ekonomik dönüşümü yaşamayan diğer bölgelerde de demografik değişimin yaşandığı gözlemlenmektedir. Dolayısıyla fikirlerin yayılımında hız, ekonomik gelişme sürecini geri planda bırakarak nüfus yapısının değişimini tetikleyebilmektedir. Bütün bu eleştiriler haklılık payına sahiptir, fakat hiç biri demografik geçiş kuramının yerini dolduracak ve günümüzde yaşanmaya devam eden nüfus dönüşümünü açıklayacak bir kurama dönüşmemiştir, dolayısıyla demografik geçiş modeli bu alanda gücünü korumaktadır.

Demografik geçiş kuramı her ne kadar Avrupa temelli oluşturulmuş bir model olsa da, modelin çıkarımlarını genelleştirmek mümkün gözükmektedir. Grafik 1’de görülebileceği üzere 1950’li yıllardan bu yana dünya nüfus artış hızı azalma eğilimi göstermektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde doğal nüfus artış hızı günümüzde neredeyse sıfıra yaklaşmıştır, ilerleyen dönemlerde ise negatif büyüme beklenmektedir. Bunun en önemli nedeni Grafik 3’te görülen toplam doğurganlık oranının, yani kadın başına düşen ortalama çocuk sayısının 2’nin altına düşmüş olmasıdır. Gelişmiş ülkelerdeki nüfus azalması sonucu dünya nüfusu artışına 2050’ye kadar en büyük katkıyı az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin yapacağı tahmin edilmektedir. Dünya genelinde kaba doğum ve toplam doğurganlık oranlarında görülen azalma eğiliminin 2050 sonrasında da devam etmesi beklenmekle birlikte 2050 sonrasında kaba ölüm oranında artış yaşanacağı tahmin edilmektedir. Bunun nedeni gelişmiş ülkelerin günümüzde yaşadığı, gelişmekte olan ülkelerin de 2050’ye doğru karşılaşması beklenen yaşlı nüfus oranındaki artıştır. Grafik 2’de görüleceği gibi doğuşta ortalama yaşam beklentisinin dünya genelinde artması ve toplam doğurganlık oranlarındaki düşüş sonucu yaşlı nüfus oranlarındaki artış kaçınılmaz görülmektedir.

Grafik 1: Yıllık ortalama nüfus artış hızı

Grafik 2: Doğuşta ortalama yaşam beklentisi

Grafik 3: Toplam doğurganlık oranı

Türkiye’nin nüfus yapısına dair Cumhuriyet tarihi öncesinde yeterli veri bulunmamaktadır. Türkiye’de ilk modern nüfus sayımı 1927 yılında yapılmıştır, fakat 1970 yılına kadar nüfus sayımlarında doğurganlık ve ölümlülük ile ilgili veri toplanmamıştır. Bu nedenle Türkiye’de demografik geçiş sürecinin ne zaman başladığına dair kesin bir çıkarım yapmak mümkün olmamakla birlikte, Türkiye’nin ilk evreyi 1923-1955 yılları arasında tamamladığı tahmin edilmektedir. Bu evrede doğum ve ölüm hızları çok yüksektir. 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımına göre 13,7 milyon olan nüfus, 1955 yılına gelindiğinde 24 milyona ulaşmıştır. Demografik geçiş sürecinin ikinci evresi ise 1955-1985 yılları arasında gerçekleşmiştir. Bu evrede ölüm ve doğum hızları azalmaktadır, fakat ölüm hızındaki azalma doğum hızındaki azalmadan fazladır. Bu dönemde nüfus artışı oldukça hızlıdır.  1955 yılında 24 milyon olan nüfus 1985 yılında yaklaşık iki katı kadar yükselerek 51 milyon olmuştur. 1985 yılı itibariyle Türkiye’de demografik geçiş sürecinin üçüncü evresinin başladığı tahmin edilmektedir. Bu evrede ölüm hızındaki düşüşün yanı sıra doğum hızında da belirgin bir düşüş vardır. Bunun sonucunda nüfus artış hızı azalmaktadır, fakat geçmiş dönemlerdeki yüksek doğurganlık oranlarının etkisi nedeniyle nüfus artışı hala devam etmektedir. Türkiye’de demografik sürecin üçüncü evresi henüz tamamlanmamış olup dördüncü evreye geçilmemiştir. Dördüncü evreye geçiş için gereken koşullardan biri net yenilenme hızının 1,0’in altında olması, diğeri ise nüfusun durağan hale gelmesidir. Koşullardan ilkinin 2014, diğerinin ise 2050 yılında gerçekleşmesi beklenmektedir. Dolayısıyla Türkiye demografik sürecin dördüncü evresine 2050 yılında girecektir.

Demografik dönüşüm sürecinde bir evreden diğerine geçiş süresi ülkeler arasında farklılık göstermektedir.  Genel olarak bakıldığında, Avrupa’da yüksek doğum ve ölüm hızlarından düşük doğum ve ölüm hızlarına geçiş yaklaşık 200 yıl kadar sürerken Türkiye’de bu sürecin tamamlanması yaklaşık olarak 50 yıldır. Zaman içinde hem nüfus de hem de nüfusun yapısı farklılaşmıştır.

Tablo 1: Türkiye’nin temel demografik göstergeleri

Birleşmiş Milletler tarafından yapılmış tahminlere göre Türkiye’de 1950’li yıllarda toplam doğurganlık oranı 6,30 iken, 2008 TNSA sonuçlarına göre toplam doğurganlık oranı 2,15’e kadar düşmüştür. Birleşmiş Milletler tarafından yapılan tahminler doğrultusunda doğuşta yaşam beklentisi 47,5 yılken günümüzde 70’e kadar yükselmiştir. Doğum ve ölüm hızlarındaki bu değişimler nüfusun yaş yapısını da değiştirmektedir. Şekil 2’de görülebileceği gibi 1950’lerde Türkiye’nin nüfus piramidinin tabanı geniştir, yani doğum oranları ve genç nüfus oranı yüksektir. 2010’a geldiğimizde nüfus piramidinin üst kısmında gördüğümüz yükselme yaşam beklentisindeki artışı yansıtmakla birlikte, tabanda bir daralma olduğunu gözlemlemekteyiz. Doğum oranlarındaki azalma sonucu 2050 ve 2100 yıllarına doğru tabanın gittikçe daralması, artan yaşam beklentisi ve yaşlı nüfus oranındaki artış sonucu piramidin üst kısımlarının genişlemesi beklenmektedir.

Şekil 2: Türkiye nüfus piramitleri

                             Kaynak: Birleşmiş Milletler

Grafik 4, nüfus piramitlerinde görülen yaş yapısındaki değişimi bir başka yolla açıklamaktadır. Görüldüğü üzere 1960 yılından bu yana genç bağımlılık oranı, yani 0-14 yaşları arası genç nüfusun, çalışma çağındaki (15-64 yaş grubu) nüfusa oranı azalmaktadır. Fakat yaşlı bağımlılık oranında (65 yaş üstü nüfusun çalışma çağındaki nüfusa oranı) özellikle 1990 sonrası artış eğilimi görülmektedir. Genç ve yaşlı bağımlılık oranlarının toplamı olan toplam bağımlılık oranı ise genç bağımlılık oranındaki hızlı düşüşün etkisi ile paralel bir düşüş seyri içindedir, fakat yaşlı bağımlılık oranının önümüzdeki yıllarda beklenen hızlı artışı nedeniyle düşüş hızında bir azalma beklenebilir.

Grafik 4: Bağımlılık oranları

TÜİK tarafından yapılan tahminlere göre 2050 yılında Türkiye’nin nüfusunun 94 milyonu geçmesi beklenmektedir. Fakat nüfusun büyüklüğünün dışında, nüfusun yaş yapısı sosyal ve ekonomik politikaların doğru belirlenmesi adına dikkate alınmalıdır çünkü yaşlı, genç ve çalışma çağındaki nüfus gruplarının farklı ihtiyaçları bulunmaktadır. 2050’ye doğru ilerlerken Türkiye’de artık ‘’genç nüfusa sahip’’ bir toplum olma paradigmasının aşındığını görmekteyiz. Bahsedilen bu nüfus eğilimlerinin ekonomik sonuçlarına dikkat çekmek amacıyla hazırlanan bu yazı dizisinin takip eden raporlarında değişen nüfus yapısının ekonomik yansımaları üzerinde durulacaktır.

Kaynakça

Blacker, C. P., 1947. Stages in Population Growth. The Eugenics Review, 39(3), pp. 88-101.

Caldwell, J. C., 1976. Toward A Restatement of Demographic Transition Theory. Population and Development Review, 2(3/4), pp. 321-366.

Kirk, D., 1996. Demographic Transition Theory. Population Studies, 50(361-387).

Koç, İ., Eryurt, M. A., Adalı, T. & Seçkiner, P., 2010. Türkiye'nin Demografik Dönüşümü Doğurganlık, Aile Planlaması, Anne-Çocuk Sağlığı ve Beş Yaş Altı Ölümlerdeki Değişimler: 1968-2008, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü.

Notestein, F. W., 1944. Problems of Policy in Relation to Areas of Heavy Population Pressure. The Milbank Memorial Fund Quarterly, 22(4), pp. 424-444.

Tansel, A., 2012. 2050'ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: İşgücü Piyasasına Bakış, İstanbul: TÜSİAD-UNFPA.

TÜİK Nüfus İstatistikleri ve Projeksiyonlar, 2012. [Çevrimiçi]
Available at: http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=39 [%1 tarihinde erişilmiştir28 11 2012].

UN Population Division, 2012. [Çevrimiçi]
Available at: http://www.un.org/esa/population/unpop.htm [%1 tarihinde erişilmiştir28 11 2012].