Demografik Fırsat Penceresi ve Türkiye

Yazı Dizisi - 2

6 Aralık 2012

Neslihan Can – SEAL Ekonomisti

Merve Özer – SEAL Ekonomisti

Bu yazı dizisinin ilk bölümünde belirtildiği gibi Türkiye, 1970’li yıllar itibariyle doğurganlık oranında hızlı bir düşüş yaşamaya başlamıştır. TNSA 2008 sonuçlarına göre toplam doğurganlık oranı, bir başka deyişle kadın başına düşen ortalama doğum sayısı 2,16’dır. Doğurganlık hızında gelinen bu nokta, büyük bir nüfusun ekonomik kalkınma açısından gerekli olduğu gerekçesiyle hükümet tarafından tehlikeli bulunmakta ve doğum oranlarındaki bu düşüş eğilimi tersine çevrilmeye çalışılmaktadır. Her ne kadar günümüzde yaşlanma problemi pek çok gelişmiş ülkenin en büyük sorunlarından biri olsa da, aslında demografik geçiş sürecinde doğurganlığın yenilenme hızına yaklaşıyor oluşu ekonomik açıdan olumlu bir durumu beraberinde getirmektedir.

Demografik geçiş sürecini yaşayan toplumlarda doğurganlık hızında gözlenen azalma, toplam nüfus içinde çocukların orantısal olarak azalmasını, bir başka deyişle çocuk bağımlılık oranının azalmasını sağlar. Diğer taraftan geçiş sürecinin daha tamamlanmamış olması nedeniyle yaşlıların toplam nüfus içindeki payında ciddi bir artış gerçekleşmemektedir. Bağımlı nüfusun orantısal olarak azalması, çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfus içindeki payının artması anlamına geldiğinden, bu geçiş dönemi ekonomik kalkınma için önemli bir fırsat sunmaktadır. Yüksek doğurganlık hızlarının olduğu geçmiş dönemlerde doğan kuşakların doğumlarından sonraki 15-20 yıllık dönem içinde çalışma çağına girmesinin ardından başlayan ve aynı kuşakların çalışma çağı yaş grubundan çıkmasına kadar devam eden bu süreç ‘’Demografik Fırsat Penceresi’’ olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem üretim kaynağı olan emeğin birikimi ve bağımlı nüfustaki azalma sonucu demografik açıdan uygun bir zaman dilimi yaratmakta ve doğru politikalarla desteklendiği takdirde ekonomik büyüme için avantajlı bir dönem oluşturmaktadır.

Demografik fırsat penceresinin ekonomik büyümeyi üzerindeki etkileriyle ilgili çalışmalar, Doğu Asya toplumlarının 1960-1990 döneminde ulaştıkları yüksek ekonomik ve insani kalkınma düzeylerinin dikkat çekmesi ile birlikte başlamıştır. Gelişmiş ülkelerden daha kısa sürede demografik geçiş sürecini yaşayan Doğu Asya ülkelerinin yöneticileri 1960’lı yıllardan önce kalabalık bir nüfusun ekonomik kalkınma ve askeri gücün kaynağı olduğu düşüncesiyle pronatalist (doğum oranlarındaki artışı destekleyici) politikalar uygulamaktaydı. Ama bu yöndeki politikalara rağmen doğum oranları bu ülkelerde düşmeye başlamış, zamanla hızlı nüfus artışının doğurabileceği olumsuz etkilerden tedirgin olan hükümetler antinatalist (doğum oranlarını azaltmaya yönelik) uygulamaları desteklemeye, hatta bizzat kendileri doğum kontrolü ve aile planlaması ile ilgili programları uygulamaya başlamışlardır. Bu konudaki tedirginliğin en büyük sebebi, bahsi geçen ülkelerin dünyanın en fazla nüfus yoğunluğuna sahip olan ülkeleri olmaları ve hızla artan nüfusun beslenmesi ile ilgili kaygılar olmuştur. 1960’lı yıllarla birlikte doğum oranları azalmaya başlayan bu ülkeler aynı zamanda hızlı bir ekonomik ve insani kalkınma sürecine de girmiş ve 1960-1990 yılları arasında gösterdikleri performanstan ötürü büyüme literatüründe ‘’Asya Mucizeleri’’ ya da ‘’Asya Kaplanları’’ olarak anılmaya başlamışlardır.

Tablo 1: Bazı Doğu ve Güneydoğu Asya Ülkelerindeki Toplam Doğurganlık Oranları

Tablo 2: Bazı Doğu, Güneydoğu Asya ve OECD Ülkelerindeki Kişi Başı GSYH Büyüme Oranları

Doğu Asya ülkelerinin başarısından ötürü son yıllarda büyüme literatüründe ilgi çeken değişken nüfus büyüklüğü ve nüfus artış hızından ziyade nüfusun yaş yapısı olmuştur. Barlow’un günümüz doğum oranlarını ve geçmiş dönemlerdeki doğum oranlarını ayrı değişkenler olarak tanımladığı modeliyle ortaya koyduğu üzere, günümüz doğum oranlarının fazla olması ekonomik büyüme üzerinde olumsuz bir etki yaratırken, geçmiş dönemlerdeki doğum oranlarının fazla olması ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkilemektedir. Günümüz doğum oranlarının fazla olması ekonomik olarak aktif olmayan, bir başka deyişle ekonomik olarak faal olan nüfusa bağımlı olan çocuk nüfusunun fazla olması anlamına gelmektedir. Bu nedenle ekonomik büyüme üzerindeki etkisi negatif yöndedir. Öbür taraftan, geçmiş dönemlerdeki doğum oranlarının fazla olması günümüzde çalışma çağında bulunan nüfusun hızlı artması anlamına geldiği için modeldeki etki pozitif çıkmaktadır. Barlow (1994), Bloom ve diğerleri (1998, 2000, 2008) tarafından yayınlanan pek çok çalışmada, Doğu Asya ülkelerinin bahsi geçen dönemdeki hızlı ekonomik kalkınmalarının arkasında yatan etkenlerden yukarıda anlatılan süreç olduğu vurgulanmaktadır.

Türkiye de, dünyadaki pek çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin yaşadığı demografik geçiş sürecini yaşamaya başlamıştır. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından hazırlanmış olan ‘’Türkiye’nin Demografik Dönüşümü’’ adlı yayında da belirtildiği gibi Türkiye, 1980 sonrasında demografik geçişin üçüncü aşamasına girmiştir ve yaşlanmakta olan bir nüfusa sahip olma yolunda ilerlemektedir. Grafik 1’de görülebileceği üzere 1970’ler sonrasında genç nüfusun toplam nüfusa oranı düşmeye başlamıştır. Bu durumun diğer göstergeleri olan toplam doğurganlık ve kaba doğum oranları, Tablo 3’te verilen TÜİK istatistiklerinden de görülebileceği gibi yıllar içinde düşüş göstermişlerdir. Diğer yandan yine Tablo 3’te görülebileceği üzere kaba ölüm oranında azalma ve doğuşta yaşam beklentisinde artış gözlenmektedir. TÜİK tarafından yapılan tahminlere göre 2025 yılına kadar yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının artması beklenmektedir. Çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2020’ye kadar artması, bir başka deyişle Grafik 2’de de görüleceği üzere çalışma çağındaki nüfusun toplam nüfustan daha hızlı büyümesi beklenmektedir.

Grafik 1: Genç, Çalışma Çağındaki ve Yaşlı Nüfusun Toplam Nüfusa Oranı

                                                            Kaynak: TÜİK

Grafik 2: Toplam Nüfus ve Çalışma Çağındaki Nüfus Artış Oranları

                                                                Kaynak: TÜİK

Tablo 3: Çeşitli Demografik Değişkenlerin Değişim Hızları

1970 sonrasında doğurganlık oranlarında yaşanan hızlı düşüşe paralel olarak çalışma çağındaki nüfus toplam nüfustan daha hızlı artmaya başlamıştır ve bu artışın 2020’ye kadar sürmesi beklenmektedir. Türkiye için demografik fırsat penceresi döneminin 2035-2040 yıllarına kadar devam etmesi beklenmektedir (Koç ve diğerleri 2010). Tansel (2012) tarafından yapılan çalışmada ise Türkiye’nin fırsat penceresi döneminin 2041 yılında kapanacağı tahmin edilmektedir.

Demografik yapının 2040’lı yıllara kadar ekonomik kalkınma açısında Türkiye’nin lehine olacağı tahmin edilmekle birlikte, bu dönemde hızlı büyüme rakamlarına otomatik olarak ulaşılamamaktadır çünkü terimin belirttiği gibi bu dönem bir fırsat dönemidir. Doğru politikalarla desteklenmediği takdirde fırsatın iyi değerlendirilememesi olasıdır. Literatürde bu konuya değinmek adına Latin Amerika ve Doğu Asya ülkeleri arasında yapılan klasik karşılaştırma, Latin Amerika ülkelerinin demografik fırsat penceresi dönemini Doğu Asya ülkeleri kadar iyi değerlendiremediğini ortaya koymaktadır çünkü çalışma çağındaki nüfusun arttığı dönemde Latin Amerika ülkeleri Doğu Asya ülkeleri benzeri bir büyüme mucizesi yaratamamışlardır. Bu örnekler demografik fırsat penceresi döneminin kaçırılmaması için doğru politika uygulamalarının ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye’nin bu dönemde yüksek ekonomik büyüme hızlarına ulaşması ancak istihdam, sağlık, eğitim, tasarruflar gibi alanlarda uygulanacak doğru politikalara bağlıdır. Bu politikaların uygulanmaması ve fırsat penceresinin kaçırılması durumunda yaşlanmış ve bağımlılık oranı yüksek bir nüfusa sahip olmanın yaratacağı olumsuz etkilerin daha şiddetli hissedilmesi kaçınılmazdır.

Kaynakça

Barlow, R. (1994). Population Growth and Economic Growth: Some More Correlations. Population and Development Review, 153-165.

Bloom, D. E., & Canning, D. (2008). Global Demographic Change: Dimensions and Economic Significance. Population and Development Review, 17-51.

Bloom, D. E., & Williamson, J. G. (1998). Demographic Transitions and Economic Miracles in Emerging Asia. The World Bank Economic Review, 419-455.

Bloom, D. E., Canning, D., & Malaney, P. N. (2000). Population Dynamics and Economic Growth in Asia. Population and Development Review, 257-290.

Koç, İsmet; Eryurt, Mehmet Ali; Adalı, Tuğba; Seçkiner, Pelin. (2010). Türkiye'nin Demografik Dönüşümü Doğurganlık, Aile Planlaması, Anne-Çocuk Sağlığı ve Beş Yaş Altı Ölümlerdeki Değişimler:1968-2008. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü.

Lunderberg, M.; Lam, D. (2007). Harnessing the Demographic Dividend: Lessons from the World Development Report 2007. Environmental Change and Security Program.Washington, D.C.: Woodrow Wilson International Center for Scholar.

Tansel, A. (2012). 2050'ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: İşgücü Piyasasına Bakış. İstanbul: TÜSİAD.

Türkiye İstatistik Kurumu. (tarih yok). 12 5, 2012 tarihinde Nüfus, Demografi, Konut, Toplumsal Yapı: http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?alt_id=39 adresinden alındı

World Bank. (tarih yok). 12 5, 2012 tarihinde World Development Indicators: http://databank.worldbank.org/ddp/home.do adresinden alındı