Başkanlık Sistemi Tartışmalarında Ortaya Çıkan Görüşler

Türkiye’de olduğu gibi dünyanın çeşitli yerlerinde de başkanlık sistemi ile diğer sistem karşılaştırıldığında ve bu sistemin var olan toplumsal formasyona uygunluğu tartışıldığında ortaya konan bazı görüşler var; bu görüşler ise temelde başkanlık sistemin avantajları ya da iyilikleri ile bu sistemin dezavantajları ya da kötülükleri olmak üzere iki başlık arasında ayrılmaktadırlar. Yazıya başlamadan önce belirtmekte fayda vardır ki; sistemin avantajları/dezavantajları üzerine konuşurken ortaya konan fikirler temelini ya Amerika Birleşik Devletleri gibi tarihsel örnekler temel alınarak ya da bu örnekten yola çıkarak teoride olması gereken yönler üzerinde bir karşılaştırma yapılarak almaktadır. Dolayısıyla, örneğin bir sistemin bir devlete ya da topluma uygunluğu konuşulurken öne sürülen sistemin avantajları ait olduğu tarihsel bağlamdan koparılmış değildir; bu sebeple sistemin uygulanmak istenen toplumun tarihsel gelişimi ve yapısı da göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Parlamenter sistemde var olan başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı makamlarının kalktığı ve bunların yerine başkanın doğrudan halk tarafından seçildiği başkanlık sistemi modelinin, diğer sistemlerde de oluğu gibi avantajlı ve dezavantajlı yönleri ortaya konmaktadır. Başkanlık sisteminin uygulanması planlanan her ülkede başarıya ulaşıp ulaşmayacağı salt kendi özelliklerine dayanarak değil, aynı zamanda söz konusu ülkenin sahip olduğu dinamiklerle nasıl bir etkileşime gireceğine de bağlıdır.[1]  Devlet başkanının halk tarafından seçiliyor olması ve yasama- yürütme ilişkilerinin kesin çizgilerle birbirinden ayrılmasıyla diğer hükümet sistemlerinden ayrılan bu sistemin lehine geliştirilen argümanları incelemek gerekirse karşımıza temel olarak şunlar çıkmaktadır; istikrarlı ve güçlü bir yönetim sağlama, temsil ilişkilerini daha doğrudan hale getirme, sistemin taşkınlıklarını önleme, yasama fonksiyonunda kaliteyi artırma ve hızlı bir karar alma mekanizma yaratması[2].

 

Halk tarafından doğrudan seçilerek göreve başlayacak olan başkanın, parlamenter sistemde başbakanda olduğu gibi parlamento tarafından verilecek bir güvensizlik oyuyla düşürülemeyecek olması ve seçildiği süre zarfı boyunca görevde kalacak olması bu sistemin, Türkiye’de olduğu gibi yönetimde istikrarsızlık yaşayan ya da koalisyon hükümetleriyle yönetilmekte olan ülkelerde yönetim alanında istikrarı sağlayacağı iddia edilmektedir[3].  Parlamenter sistemlerde genel olarak gücün başbakan ve cumhurbaşkanı arasında dağılmasından dolayı yürütmenin zayıfladığını iddia edilmesi, hem halk tarafından doğrudan seçilmesi ile demokrasinin hem de hızlı ve etkili karar alabilme gücü ile yürütmenin güçleneceğini iddia etmektedirler. Yürütmenin sahip olacağı bu monolitik yapının, kriz zamanlarında da etkin müdahaleyi kolaylaştıracağı ortaya atılmaktadır[4].

 

Yönetilenlere hem parlamentoyu hem de başkanı seçmek suretiyle iki kez oy kullanma hakkının tanınması da bu sistemin daha demokratik olarak adlandırılmasına neden olmakla beraber, sistemin yürütüleceği parti sistemi de başarıyı büyük oranda etkilemektedir. Başkanlık sisteminin işleyişini ikili parti sistemi mi yoksa çok partili sistem mi kolaylaştırır şeklindeki sorulara verilen cevap ise genelde iki partili sistem olmaktadır. Başkanın programlarını uygulayabilmesi için, parlamentodan alacağı destek çok önemlidir. Başkanın mensup olduğu partinin mecliste çoğunluğu elde etme olasılığı ise ikili parti sistemlerinde yüksek olacağından, sistemin başarılı şekilde yürümesi daha kolay olacağı iddiası yürütülmektedir[5].

 

Başkanlık sistemi aynı zamanda temsil ilişkisini daha doğrudan hale getirdiği gerekçesiyle de savunulmaktadır. Buna göre, başkan doğrudan halk tarafından seçildiği için halk oy verirken önceki başkanın icraatlarına bakarak kimi bu yetkiye getirmek istiyorsa onu getirebilecek ve önceki yönetimin başarısızlıklarının sorumlusunu bulma konusunda tereddüde düşmeyecektir[6].

 

Ayrıca bu sistemin avantajları tartışılırken başkanlık sistemi aşırılıkların önlenmesi açısından da değerlendirilmektedir. Bu sistemde yasama ve yürütme birbirinden ayrılmıştır fakat ülke ile alakalı yasaların oluşturulabilmeleri için yine de yasama ve yürütme arasında bir işbirliğine ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla, çok büyük yetkilere sahip olan başkanın bu yetkilerini işleyebilir kılması için kongre ile arasındaki ilişkileri iyi tutması gerekmektedir. Yasama ve yürütme arasında oluşan bu fren ve denge mekanizması sayesinde hem yürütme hem de yasama organı kontrollü bir şekilde hareket etmelidir. Böylece başkan aşırılıklara kaçamayacak ve kontrollü bir şekilde hareket etmek zorunda kalacaktır[7].

 

Yasama fonksiyonunda kaliteyi artırma açısından bu sistemi değerlendirenlere göre bu sistem iki yönden bu kaliteyi artırabilir. İlk olarak yasama ve yürütme arasındaki ayrılıktan dolayı yasama ve yürütme kendi görev alanları ile ilgili faaliyetleri yürütecekler ve bundan dolayı yasama faaliyetlerini yürütürken yürütmenin müdahalesine maruz kalmayacak ve çıkacak olan kararların yürütmeye ne gibi etkisi olacağı ile ilgili değil de içeriği ile ilgileneceklerdir. İkinci olarak da, disiplinli siyasi partilerin olamaması gösterilmektedir. Buna göre, başkanla aynı partide olan bir parlamenter başkana rağmen kendi görüşlerine yer verebilmekte ve başkana karşı da oy kullanabilmektedir. Dolayısıyla, parlamenter kendi görüşleri temelinde davranabilmekte ve daha rahat bir şekilde oy kullanarak yasama faaliyetlerine daha etkili bir şekilde katılabilmektedir[8].

 

Sistemin demokratik ve istikrarlı olduğu/olacağı iddiasında olanların yanı sıra; dezavantajlı olduğunu iddia edenler de bulunmaktadır. Bu görüşe göre ise; siyasal iktidarın tek elde toplanması demokratik geleneklerin olmadığı ülkelerde tek adamlık, diktatörlük sonuçları doğurabilir. Ayrıca, başkanlık sisteminin daha çok iki partili sistemlerde yaşadığı, çok partili sistemlerde siyasal istikrarsızlığa yol açarak, yürütme ve yasama arasında çatışma yarattığı söylenmektedir. Dahası, başkan ve parlamento arasında farklı siyasal eğilimlerin çoğunluğu oluşturduğu durumlarda halk adına konuşmada meşruiyet ve temsil krizine yol açabileceği de ileri sürülmektedir. Siyasal iktidarın tek elde toplanması demokratik geleneklerin olmadığı ülkelerde tek adamlık, diktatörlük sonuçları doğurabileceği de öne sürülmektedir. Başka bir dezavantaj olarak ortaya konan nokta ise yürütmenin mutlak hakimiyeti oluşabileceği ve demokratik teamüllere sahip olmayan bir ülkede başkanın partisinin çoğunluğundan oluşan yasama, yürütmeye tabi olarak hareket edebileceği üzerinedir.

 

Demokratikleşme ve istikrarlı yönetim argümanlarıyla yola çıkılan başkanlık sisteminde var olan durum gerçekten bir çoğulculuk ortamı mıdır yoksa otoriter bir eğilim var mıdır? Burada karşımıza çıkan ilk sorunlardan birisi, başkanın halk tarafından doğrudan doğruya belli bir süre için seçilmesi ve bu süre boyunca azledilemiyor oluşudur. Var olan bu durumun da etkisiyle başkanın diğer partiler ya da politikacılarla uzlaşma gereği duymayacağı ve kendisini halkın temsilcisi olarak görmesine neden olacağı iddia edilmektedir[9]. Başkanlık sisteminde ortaya çıkabilecek bu durumda, yürütmenin başı görevindeki başkan eğer kendi partisiyse iktidar partisi konumunda olmayanları göz ardı edebilir ya da kendisini desteklemeyenleri dikkate almayabilir. Bu durumda başkanlık sisteminin sağlayacağı iddia edilen demokratikleşmenin tam aksine otoriteryan bir durum ortaya çıkacaktır. Hem parlamentonun hem de başkanın halk tarafından seçilecek olması, seçimleri ileri demokrasinin basamaklarından sayanlar tarafından başkanlık sisteminin daha fazla demokrasi getirdiği iddiasıyla desteklenmektedir. Ancak siyasi karar alma durumlarında ya da kriz anında bir parlamento kararındansa, halk tarafından seçilmiş olsa bile, tek bir kişinin kararının uygulanacak olması sorunlar doğurabilir unutmamak gerekir.

 

 Parti disiplininin olduğu ülkelerde başkanlık sistemi çalışmayacağı iddiasında bulunanlar tarafından şiddetle karşı çıkılan başkanlık sisteminin Kıta Avrupası ve Türkiye gibi ülkelerden farklı olarak, ABD'de Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler, disiplinli bir yapıda olmadıklarını, hatta bir anlamda "no party system"in ABD siyasi sisteminin belirleyici özelliği olduğunu öne sürerler. ABD dışında sürekli bir uygulaması bulunmayan başkanlık sisteminde kısacası yürütmenin tek bir kişiden oluşması ve başkanın çevresinde başka bir tabandan gelen eleştirinin yokluğu ve başkan başarısız olsa bile görevden alınamayacak olması tam da engellenmeye çalışılan keyfi yönetimi getirebileceğini göz ardı etmemek gerekir[10].

 


Kaynakça

[1] Emrah Karaca Eren, Başkanlık Sisteminin Türk Parti Sistemi Açısından Türkiye’de Uygulanabilirliği, Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, (Ankara : 2002), s.136

[2] Hasan Tunç ve Bülent Yavuz, “Avantaj ve Dezavantajlarıyla Başkanlık Sistemi”, Gazi Üniversitesi TBB Dergisi, (Ankara : 2009), 81, s.14.

[3] Emrah Karaca Eren, s.138

[4] Ertan Beceren vd., Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sistemi ; Türkiye’de Uygulanabilirliği Tartışmaları, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:6 Sayı:11, (İstanbul : 2007) ,s.168

[5] Emrah Karaca Eren, s.141

[6] Hasan Tunç ve Bülent Yavuz, s. 19.

[7] Hasan Tunç ve Bülent Yavuz, s. 20-21.

[8] Hasan Tunç ve Bülent Yavuz, s. 23-24.

[9] Cengiz Gül, Çağdaş Başkanlık Modelinde Kişiselleşen İktidar Olgusuna Analitik Bir Yaklaşım, İÜHFM C. LXIX S.1-2, s. 595

[10] Ertan Beceren vd., s. 168- 169