1.1.6 Hükümet mültecilere ve sığınmacılara davranışında/muamelesinde uluslararası yükümlülüklerine ne kadar saygı göstermektedir ve göç politikasında keyfi ayrımcılıktan ne kadar uzaktır?

 

Türkiye, mülteci ve sığınmacıların durumu ile ilgili olarak 28 Temmuz 1951 tarihinde imzalanmış ve 22 Nisan 1954 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’yi Cenevre’de imzalayan taraf devletlerden biridir. Bu konu ile ilgili olarak ayrıca, Türkiye 4 Ekim 1967 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Protokol’e de taraftır (UNCHR, United Nations High Commissioner for Refugees).

 

Mültecilerin ve sığınmacıların statüsü konusu Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik süreci ile de yakından ilişkilidir. Türkiye, 1999 yılından sonra Avrupa Birliğine üyelik için adaylığa kabul edildi. Fakat tam bir üyelik gerçekleşmeden önce Avrupa Birliği’nin gerektirdiği birçok yükümlülük ile karşılaştı. Türkiye’nin yerine getirmesi beklenen yükümlülüklerden biri de Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) getirdiği göç ve sığınma politikasıdır. Bu konunun Türkiye için önemi çok büyüktür çünkü Türkiye hem geniş ölçüde sığınmacı ve düzensiz göç üreten bir ülke hem de Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçmek isteyen göçün de merkezidir (Manaert 2003, s.1).

 

1990’lı yılların sonlarından itibaren Avrupa Birliğinin gerekliliklerine uygun olarak göç kontrolü ve sığınmacı konularında, kurumsal, yasal ve idari olmak üzere bazı gelişmeler yaşanmış ve BMMYK ile işbirliğine girilmiştir. Fakat Türkiye bu gelişmeleri uygulamada pratik zorluklarla (örn; bazı alanlarda ilerlemenin yavaşlığı) karşılaşmıştır (Manaert 2003, s.1).

 

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, uzun süreli ya da geçici sığınma talebi niyetiyle Türkiye’ye çok farklı milletlerin gruplarından girişler olmuştur. Bu gruplar İranlı, Iraklı, köken olarak Avrupalı ve daha yakın zamanlarda Asyalı ve Afrikalı göçmenleri kapsamaktadır. Genel olarak konuşursak, kendi ülkelerine ya da üçüncü bir ülkeye hareket etmeden önce bu gruplar sadece geçici olarak kalma niyetiyle Türkiye’ye giriş yapmıştır (Manaert 2003, s.2).

 

Türkiye yoluyla geçişi kullanan illegal göçmenlerin sayısını tahmin etmek çok zor ama Ankara Emniyet Müdürlüğüne göre 1995 ve 2002 yılları arasında 346,940 illegal göçmen yakalanmış ve alıkonmuştur. Tutuklananların çoğunluğunu Irak, İran, Afganistan, Pakistan ve Bangladeş’ten gelen kişiler oluşturmaktadır. Sığınmacılık söz konusu olduğunda, UNCHR istatistiklerine göre 1994 ve 2000 yılları arasında Türkiye’de 31,000 mülteci başvurusu olmuştur; bunlardan 11,000’i kabul edilmiş ve 18.000’i reddedilmiştir (Manaert 2003, s.4).

 

Türkiye’nin geçiş olarak kullanılmasının birçok nedeni vardır: bunlardan ilki, coğrafik konum ile ilgilidir. Bilindiği ve çok söylendiği gibi Türkiye Batı ve Doğu, Güney ve Kuzey arasında bir köprü görevi görmüştür. Diğer nedenler rahatlatılmış vize politikası ve Türk topraklarına girişte göçleri etkili bir şekilde kontrol edebilecek mekanizmaların yokluğudur (Manaert 2003, s.5). 2002 yılında Türk Sığınmacı ve göç politikası bakıldığında ise bunun daha çok iç göçü düzenlemeyle ilgili olduğu görülür ve bu politika sığınmacılara ve mültecilere Türk toplumuna uzun dönemli entegrasyonunu sağlamaktan çok onları yatıştırmak ya da iade etmek üzerine odaklanmıştır (Manaert 2003, s.7).

 

Türk sığınmacı politikasının temeli şu üç mevzuatta bulunabilir: 1934 İskân Kanunu, 1951 Mülteci Sözleşmesi ve 1994 Sığınmacı Yönetmeliği. 1934 İskân Kanunu Türk vatandaşlığı kavramını tanımlamada ve Türkiye’deki sığınmanın değişkenlerini belirlemede kriterler sunmuştur. Buna göre, Balkanlar’dan, Arnavutluk’tan, Bosna’dan gelen Türkler ya da Çerkezler, Pomaklar ve Tatarlar ya da daha az da olsa Kazaklar, Kırgızlar ve Uygular gibi Türk kökeninden ya da kültüründen olan kimseler göç edebilir, yerleşebilir ve mülteci statüsünü kazanabilir.  1951 Mülteci Sözleşmesine imza atan taraflardan biri de olsa Türkiye, sözleşmenin getirdiği zorunluluklara zaman ve coğrafya sınırlaması uygulamıştır. 1967 protokolünün imzalanmasıyla zaman sınırlaması kaldırılmıştır fakat coğrafya sınırlaması hala devam etmektedir (Manaert s.7). 1994 Sığınmacı Yönetmeliği yukarıda anlatılan geniş ölçüde mültecilerin ve sığınmacıların akışına yanıt olarak oluşturulmuştur. Çağdaş Türk sığınma prosedürlerine bir temel oluşturan bu yönetmelik, etkili bir biçimde belirleme statüsünü BMMYK’nın elinden alarak İç işleri Bakanlığının altına yerleştirdi.  Bu yeni çerçeve altında İç İşleri Bakanlığınca önceden tanımlanan sığınmacılar yerleştirme için UNCHR kapsamına girebilirler. Bunun yanı sıra, bu yönetmeliğe göre sığınmacıların Türkiye’ye girdikten sonra beş gün içerisinde bulundukları yer valiliklerine kayıt yaptırmaları gerekmektedir. Aynı şekilde ülkeye yasadışı yollardan giriş yapanlar giriş yaptıkları yer valiliklerine gecikmeden sığınmacılık için başvurmak zorundadırlar. Müracaattan sonra, sığınmacılara gerekli ve geçerli belgeleri toparlayabilmek için on beş gün daha verilmektedir. Fakat bu madde, “samimi” sığınmacıların sınırları geçerken yanlarında nadiren geçerli belgeleri taşıyabildikleri gerçeğini görmemezlikten gelmektedir (Manaert s.7).

 

Avrupalı olmayan mültecilerin statüsünü tanımlayan belirli/spesifik düzenlemeler yoktur. Bu kişiler yabancılar hakkında Türkiye’nin genel yasalarına tabidirler. Buna göre, geçerli bir pasaporta sahip olmak ve sınırlı kalış süresini geçmeden ülkeyi terk etmek zorundadırlar. Yine de, Sözleşmede olmayan mülteciler BMMYK’nın tanımladığı Türkiye’de geçici sığınmacılıktan yararlanabilmektedirler (Manaert 2003, s.8).

 

Konut, sağlık, danışma/rehberlik, yasal tavsiye ve eğitim gibi sosyal hizmet konularında Türkiye ciddi bir biçimde az gelişmiştir. Başvurularından pozitif bir yanıt alsalar bile, sığınmacılar 25 “uydu” şehirlerinden birinde yaşamak için atanırlar ve genellikle fakir çevrelerde yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar. Teoride Türkiye’de sığınmacıların bir işte çalışacağı ve sosyal yardım almaya hakkı olsa da, pratikte böyle bir şeyi göremiyoruz. Sonuç olarak, mülteci ve sığınmacıların çoğunluğu ciddi sosyal tecride maruz ve ekonomik zorluklar yaşamaktadırlar. Dahası, çoğu ekonomik ve diğer zorlukları aşmak için yasal dış yollara mecbur bırakılmaktadır. Böyle olunca, sınır dışı edilmelere karşı da korunmasız duruma geliyorlar (Manaert 2003 s.8).

 

1994 Sığınmacı Yönetmeliğinin adil sığınmacılık prosedürlerine ve korumasına erişim haklarını ihlal etmesi gerekçesiyle eleştirilmiştir. Diğer bir eleştiri güvenlik düzenlemeleriyle alakalıdır. Türkiye Tunus ve İran gibi ülkelerle yaptığı anlaşmaya göre muhalif aktivistlerin kendi ülkelerine hemen geri gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Bunun sonucunda kendi ülkelerinde kötü muamelemeye maruz kalacaklarından korkan sığınmacılar refahlarının tehdit edilmesine rağmen kendi ülkelerine teslim edilmişlerdir (Manaert 2003, s.9).

 

Sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’nin sığınmacı ve göç politikasına karşı çok büyük bir etkileri olmasa da bazı olumlu sonuçlar başarmışlardır. ASAM (The Association of Solidarity with Migrants and Asylum Seekers) 1995 yılında kurulsu ve göçmenlik ve sığınmacılık konularında kamu bilincinin artmasına  katkıda bulundu. ADF (The Anatolian Development Foundation) da yerleştirme konularında yararlı olmuş ve mülteci krizlerinde acil yardım sağlamışlardır (1991’de olduğu gibi). Amnesty International and Human Rights Watch gibi uluslararası sivil toplum kuruluşları Türkiye’deki sığınmacılar ve mülteciler dahil olmak üzere insan haklarının ihlal edilmesiyle ilgili sayısız rapor yayınlamıştır (Manaert  2003 s.9).

 

Göç kontrolü alanında, 2001 ve 2002 yılları arasına Türkiye Kazakistan, Bosna, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman ile vize şartı getirmiştir (Manaert 2003, s.11). 2001 yılında Türkiye Suriye, İran, Pakistan, Bangladeş, Çin, Hindistan, Sri Lanka, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan ile yasal olmayan göç ile mücadele konusunda ikili anlaşmalar imzalamıştır (Manaert 2003, s.12).

 

2008 Yılı:

 

2008 yılında, Türkiye’de 12,980 insan (bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 70’ten daha fazla) sığınmacılık için başvuruda bulundu. Bu artışa rağmen, yılın sonuna doğru, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Mülteci Statüsü Belirleme (MSD) görüşmeleri için ortalama bekleme süresini 11 aydan 5 aya azaltabildi. Ek kaynaklarla birlikte, BMMYK ve ortakları cinsiyet ve cinsellik temelli şiddetin mağdurları için yardım geliştirebilmişlerdir (UNCHR Global Report 2008 s. 262) .

 

BMMYK, birçok sivil toplum aktörleriyle ortaklıkları mülteciler için destek ve farkındalığın artmasını sağlamıştır. Ayrıca, bu kurum Türkiye’de mülteci koruması konusu hakkında yetkili bilgi kaynağı konumunu devam ettirmektedir (s. 262).

 

Bu kurum temelde, merkezi ve bölgesel otoriteler, dini kurumlar, sivil toplum kuruluşları üniversiteler ve medya arasında koruma yapılarının oluşturulmasında bir katalizör olarak hareket eder (s. 262).

 

Tablo 1: İlgili Kişiler[1]

 

2008 yılında, Türkiye’de BMMYK tarafından yardım edilen ilgili kişilerin toplam sayısı yaklaşık üçte bir oranında arttı. Ülkenin coğrafi konumu çok sayıda göçmen ve sığınmacı hareketi için bir dayanak noktası oluşturmaktadır. 2008 yılında sığınma başvurularının artışında Iraklı başvuruların neredeyse iki katına çıkması ve Afgan uyrukluların başvuru sayısında dört kat artış etkili olmuştur (s. 262).

 

BMMYK’nın Türkiye’deki operasyonu 1951 Sözleşmesindeki ülkenin uygulamaya devam ettiği coğrafik sınırlama tarafından belirlenmeye devam etmektedir. Bu sınırlamaya göre Avrupalı olmayan mülteciler ve sığınmacılar Türk sığınmacı prosedüründen resmi olarak dışlanmışlardır. Dolayısıyla, Avrupalı olmayan sığınmacılar ve tanınmış mültecilerin takiben gelen yerleştirme olasılıklarını belirlemede BMMYK’nın doğrudan ve işlevsel bir rolü vardır (s.262).

 

Yukarıda da belirtildiği gibi Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği amacı da UNCHR ile çalışma çevresine ek olarak etkide bulunmaktadır. Üyelik süreci, Türkiye’nin AB ve uluslararası standartlara uygun olacak bir biçimde sığınmacılık sistemi kurmasını öngörmektedir (s. 263).

 

BMMYK’nın Türkiye 2008 programı temelde iki konuya odaklanmıştır: Birincisi, ulusal sığınmacılık sistemini güçlendirmek; ikincisi, mülteciler için çözümler bulmak ve mültecileri korumak (s.263).

 

2008 yılında ayrıca BMMYK Türk makamlarına 3,400 Avrupalı olmayan sığınmacıların ulusal alanda geçici sığınmacılık prosedürlerinden yararlanabilmeleri için müdahalede bulundu. Bu müdahalelere yanıt olarak, 72 kişi hükümetin geçici sığınmacılık prosedüründen yararlanma konusunda kabul aldı ve BMMYK tarafından başlatılan mülakatlarda bu kişilerle görüşüldü (s. 263). Fakat ofisin müdahalelerine rağmen, 85 sığınmacı 2008 yılında geri gönderildi (s.264).

 

2009 Yılı:

 

Bu yılda ise çoğunluğu Afganistan, Irak ve İran’dan olan yaklaşık 8,000 insan 2009 Yılında Türkiye’de sığınmacılık için başvurmuştur. Bu sayı 2008 yılına oranla yüzde 38 daha azdır (UNCHR Global Report 2009, s. 295).

 

Tablo 2: İlgili Kişiler[2]

 

Ayrıca bu yılda, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Türkiye’nin önceki tutuklama pratiklerinin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile uyumlu olmadığı kararı almıştır. Bu karara ve BMMYK’nın desteğine takiben, uzun süre gözaltına alınan sığınmacılar serbest bırakılmış ve uydu kentlere transfer olmuşlardır. Fakat BMMYK’nın müdahalelerine rağmen, iddia edilen 250 kişi zor kullanarak sınır dışı edilerek ya kendi ülkelerine ya da üçüncü ülkelere gönderildiler (s. 295).

 

Türkiye karma göç ve sığınmacı akışı alan bir ülkedir. Bu kişilerden çoğu Avrupa’daki diğer ülkelere ulaşmaya çalışmadan önce Türkiye’ye ulaşabilmek için hayatlarını tehlikeye atıyorlar. Bu karma hareketler çoğunlukla Afganistan, İran ve Irak’tan oluşmaktadır fakat Afrika ülkelerinden gelişler de artmıştır. 2009’daki sığınmacı sayısının azalmasının sebebi Irak’taki durumun göreli bir şekilde stabilize olmasından ya da daha sıkı sınır kontrol önlemlerinden olabilir (s. 295).

 

Türkiye bu dönemde de 1951 Mülteci Sözleşmesinde kabul ettiği Avrupalı olmayan sığınmacıları Türkiye’de mülteci statüsünü kazanmasını dışlayan coğrafik sınırlamayı devam ettirmektedir. Avrupalı olmayan mültecilere sadece geçici sığınmacılık sağlanmıştır (s. 296).

 

Türkiye’de sığınmacılık başvuru hakkına erişimine reddedilen insanların varlığı problemli kalmaya devam etmiştir. 250 kişi iddia edildiği üzere tutuklanmış ve Türkiye’de yasa dışı olarak bulundukları gerekçesiyle sığınmacılık prosedürüne erişimleri sağlanmaksızın geri gönderilmiştir. Ofis tutuklu yaklaşık 1,350 kişi adına müdahalede bulunmuş ve sadece yüzde 10’una sığınmacı prosedürleri uygulanırken, en az 1,200 kişi bu haktan mahrum bırakılmıştır (s.296).

 

Bu yılda uzun dönem çözüme ihtiyacı olan mülteci sayısı yetersiz yerleşim fırsatları sebebiyle arttı. Yerel entegrasyon fırsatlarının yokluğu ve sosyal korumaya sınırlı erişim ilgili binlerce insanlara ek zorluklar yarattı. Yükü bir parça hafifletecek ikamet ücretlerinden genel muafiyet savunusu devam etti (s.297).

 

Türkiye’de kalan/devam eden zorluklar şunlardır: prosedürlere erişim, tutuklamadaki insanlara erişim, kararı bekleyen başvurulardaki birikim ve yerleşim fırsatları sınırlı olan mültecilerin sayısındaki artış (s.298).

 

2010 Yılı:

 

2010 yılında, Türkiye’de 9,200’den fazla insan BMMYK ile sığınmacılık arayışıyla iletişime geçti. Bu sayıya bakıldığında geçmiş yıla oranla yüzde 18’lik bir artış gözlemlenmiştir. Bu kişilerin başvurularının yaklaşık yüzde 45’i İran’dan gelenlerdir (UNHCR Global Report 2010, s. 309).

 

Sığınmacı mevzuatının taslağı, İç İşleri Bakanlığı tarafından BMMYK, ulusal ve yerel otoritelere ve sivil topluma danışılarak geliştirilmiştir. Bu yılda, Yüksek Komiserliği’nin Kasım 2010’daki Türkiye’ye ilk resmi ziyareti ikili stratejik tartışmalar için yol açmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin Yunanistan ve Bulgaristan ile olan sınırları boyunca koruma zorlukları ortaya çıkmaya devam etti (s. 309).

 

Daha önce de belirtildiği gibi Türkiye uluslararası korumaya muhtaç insanlar ve göçmen hareketleri için önemli bir dönüm noktasında bulunmaktadır. Yaklaşık 10,000 sığınmacının yanı sıra, çoğunluğu Afganistan, Irak, İran ve Somali’den olmak üzere 20,000 yabancı yasa dışı kalışları ya da girişleri nedeniyle tutuklandı. Bu kişilerden çoğu Türkiye’ye doğu sınırından giriş yapmıştır. Bu yılda da Türkiye’nin Orta Asya ülkeleri ile olan coğrafik, siyasi ve etnik bağlantıları da kuzeyden nüfus hareketlerini davet etmektedir. Türkiye ile Yunanistan arasındaki yasadışı geçişler, Avrupa Birliği’nin dış sınırlarının tüm yasadışı geçişlerinin yüzde 45’ini oluşturuyor. BMMYK’nın Türkiye’de gözaltında bulunanlarla sınırlı bir erişimi olduğundan uluslararası koruma ihtiyacında olanların sayısı bilinmemektedir. Özellikle sınırlar ve gözaltı yerlerinde sığınma prosedürlerine erişimindeki zorluklar Batı’daki ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’nin sığınmacılık görüntüsünü aşağı seviyede tutmasına yaramıştır. Türkiye, 1951 Mülteci Sözleşmesinde yükümlülüklerini yalnızca Avrupa ülkelerindeki kişilerle sınırlayan coğrafi sınırlamayı devam ettirmiştir (s. 309).

 

Mart 2010’da, sığınmacıların yanı sıra karma göç akımlarında yakalanmış insanlar ile ilgili iki genelge İçişleri Bakanlığı tarafından basıldı. Bu genelgelerden biri, sığınmacı ve mülteciler için ikamet ücretlerine feragati kolaylaştırırken, diğeri iltica talebine bulunmak isteyen gözaltındaki inanlara BMMYK’ya erişimin sağlanmasını garantiledi. Fakat Kuzey Irak’taki Kürt mültecilerin durumuna kalıcı bir çözüm bulma beklemede kaldı (s. 309).

 

Türkiye bu yıl göç üzerine Budapeşte Süreci’nde öncü rolünü devam ettirmiştir. Ayrıca, Orta Doğu’dan (Suriye ve Irak) Asya’ya (Afganistan, Pakistan, Çin) kadar olan bölgeleri de kapsayan göç hareketleri üzerine tartışmalar için bir platform olarak İpek Yolu Bölgesi Çalışma Grubu’nun kurulmasını önermiştir (s.310).

 

Tablo 3: İlgili Kişiler[3]

 

Sığınma için bir yasal çerçevenin olmaması sığınmacıların ve mültecilerin Türkiye’de olan haklarından yararlanmaları konusunda zorluk çıkarmaktadır. Ülkede ikamet için geliştirilmiş erişim olsa bile, ilgili çoğu kişi yoksulluk içinde yaşamaya ve sağlık ve eğitime erişimde zorluk yaşamaya devam edecektir (s.311). Kaynak sıkıntısından dolayı, ülkenin batısındaki sığınmacılık ve göç ile ilgili büyüyen ihtiyaçlarına yanıt vermeye ya da etkili sınır izleme ve tarama mekanizmalarının oluşturulmasına karşı çok az şey yapılabilirdi. Resmi bir ülke anlaşmasının olmaması da BMMYK’nın operasyonunu sınırlamaya devam etti (s.312).

 

2011 yılı:

 

Bu yıl yaklaşık 15,000 kişi Türkiye’deki BMMYK ile sığınma aramak için temas kurdu; bu sayı bir önceki yılla karşılaştırıldığında yüzde 75’lik bir artışa işaret etmektedir. Suriye’deki durum 22,00’den fazla insanın 2011 yılında Türkiye’nin Hatay iline kaçmasına sebep oldu. BM Ülke Ekibi Hatay’daki faaliyetleri koordine etmede öncü kurum olarak BMMYK’yı atamıştır. BMMYK Türkiye’de koruma isteyen Suriyeliler için yasal bir çerçevenin kurulmasında merkezi yetkilileri çağırdı ve Ekim 2011’de hükümetin onlar için geçici bir hükümet kurulacağını açıklayan kararını memnuniyetle karşıladı (UNCHR Global Report 2011 p. 297).

 

Türkiye ülkede koruma isteyen bütün Suriyeliler için geçici bir koruma rejimi kurulacağını beyan etti. Genel olarak, Türkiye’de koruma ortamı geliştirildi. Taslak sığınmacılık mevzuatı Meclis tarafından kabul edilmeden önce Hükümetin onayına sunuldu. Hükümet çoğu sığınmacı ikamet ücretlerinden feragat edilmesine izin verdi ve gözaltında bulunan sığınmacıların yanı sıra İstanbul Atatürk Havaalanında geçiş bölgesinde bulunan sığınmacılar için de BMMYK’nın erişimine müsaade etti (s. 297).

 

2011 yılı Aralık ayı Cenova’daki hükümetler arası etkinlikte Türkiye, Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin 1954 Sözleşmesi ve Vatansızlığın Azaltılmasına Dair 1961 Sözleşmesini kabul ederek koruma alanını genişleteceğine; ilk sığınma yasasını kabul edeceğine ve Suriye’deki şiddetten kaçan kişilere karşı geçici bir koruma sağlayacağına dair vaatte bulundu (s.297).

 

1951 Mülteci Sözleşmesindeki Türkiye’nin coğrafi sınırlama getirmesinden ötürü, BMMYK Avrupalı olmayanlar için MSD’yi üstlenmektedir. Fakat Türkiye Avrupalı olmayan mülteciler için geçici sığınmacılık sağlamaktadır. Geçici koruma altında kamplarda yaşayan Suriyeliler hariç, Türkiye’deki hemen hemen bütün sığınmacılar ve mülteciler kentsel alanlarda yaşamaktadır.  Türkiye pozitif bazı ilerlemeler kaydetmiştir: bir kaç yıl önce mevzuat açısından İç İşleri Bakanlığı altında İltica ve Göç Bürosu kurulmuştur (s.297).

 

Bu yılda BMMYK son birkaç yıl içinde Türkiye’den sığınmacıların geri gönderilmesi vakalarında belirgin bir azalma gördüğünü belirtmiştir (s.298). Buna göre 2011 yılında bu tür vakalardan sadece bir tane görülmüştür.

 

Gözaltında bulunan kişilerin sığınmacılık prosedürlerine erişime izin verilmesi sayısında önemli bir artış olmuştur. BMMYK’nın Türk yetkililerine müdahaleleri ve yetkililerden gelen rehberlik sonrasında, bu tür durumlarda yüzde 90’dan fazla kişiye ulusal prosedüre erişim garantilenmiştir.

 

BMMYK Türk polisinin İstanbul havaalanına varan kişilerden sığınmacılık için başvuru almaya başlamasını memnuniyetle karşıladı. Buna ek olarak, BMMYK tarafından gelen destek ve kapasite geliştirme faaliyetleri, karma göç akışları bağlamındaki koruma problemlerini çözmede yardımcı olmuştur. Hükümet istatistiklerine göre, ihraç merkezlerinden sığınmacılık talep edenlerin yüzde 99’u serbest bırakıldı ve ilgili prosedürlere erişimleri garantilendi.

 

Mültecilerin ikamet ettiği uydu şehirlerin sayısı artmaya devam etti (51’e ulaştı) fakat bu durum Sivil toplum kuruluşları yoluyla daha ileri faaliyetlerde bulunulmasına ciddi bir sorun oluşturdu çünkü bu kuruluşların sayısı bu yılda sadece 22 taneydi.

 

2011 yılında ikamet ücretlerinin düşürülmesi, söz konusu insanların yaşam koşullarını geliştirmede önemli bir adımdır.

 

Tablo 4: İlgili Kişiler[4]

 

Bu yılda da resmi yerel entegrasyonun prosedür olarak mevcut olmayışından, yeniden yerleşim Türkiye’deki Avrupalı olmayan mülteciler için mevcut temel kalıcı çözüm olmaya devam etmiştir  (s.299).

 

Ayrıca, sığınma için bir yasal çerçevenin olmaması Türkiye’deki sığınmacıların ve mültecilerin korunması ve yardım sağlamada bir kısıtlama/kısıt olarak devam etti.  Ayrıca kapsamlı bir şekilde sığınmacılığa odaklanan ulusal bir kurumun yokluğu da bir sıkıntı olarak kalmaya devam etti (s.299).

 

BMMYK’nın ilgi alanındaki insanlara yardım ve koruma dağıtımında önemli bir ilerleme kaydedilmiştir: Türkiye Hükümeti iki tane Vatansızlık Sözleşmesinin onayı için iki taslak yasa sunmuş; geri gönderme/sınır dışı etme durumundaki sayılar ciddi bir biçimde azalmış ve kaybolma noktasına gelmiştir; koruma arayan insanlar için bölgeye erişim geliştirilmiştir. Türkiye Suriye’deki şiddetten kaçan 22,000 insan için sınırlarını açık tuttu aynı zamanda İstanbul havaalanındaki göçmen polisi sığınmacılık başvurularını kabul etmeye başladı. Mülteci çocukların eğitimi kolaylaştırma alanında önemli bir ilerleme kaydedildi. Özgüven ve geçim alanlarındaki gelişme konularına 2012 yılında daha fazla yoğunlaşılacaktır (s. 300).

 

Bu yıl karşılanmamış ihtiyaçlara bakıldığında şu gözlemlenmektedir: Kentsel alanlardaki hedeflenen çocuklardan yüzde 64’ü ilköğretimi devam ettirmede desteklenmiştir. Mali ve tıbbi yardım minimumda tutulmuştur. Uydu şehirlerin ve söz konusu insanların sayısındaki artışla birlikte, STK’ların varlığı bu şehirlerin yarısından daha az bir kısmında sosyal yardımı garantileyebilmektedir (s. 300).

 

2012 Yılı:

 

Bu yıl Suriye’deki kriz nedeniyle mülteciler için geçici koruma rejimini kuran Türkiye’ye önemli sayıda mülteci akışı devam etmiştir. Bu durum sınırın açık kalmasını, zorla geri dönüşlerin ya da kalma sürelerinde bir kısıtlamanın olmamasını ve kamplarda sağlanan yardımları garantilemiştir (UNCHR Global Report 2012, s.1).

 

2011’de Türkiye akın ile başa çıkmada yeterli kapasitesi olduğunu bildirse de, 2012’nin Nisan ayına kadar olan gelen kişilerdeki ani artış bu duruşu yeniden gözden geçirmeye sebep olmuştur. Türkiye Hükümeti resmi olarak Haziran 2012’de Bölgesel Müdahale Planına katılmıştır.

 

Suriye’den gelen akına ek olarak, Türkiye aynı zamanda bölge ve ötesindeki diğer ülkelerden benzeri görülmemiş sayıda sığınmacı almıştır. Bu sığınmacılık sistemi için ayrı bir sorun yaratmıştır. BMMYK, kayıt, mülteci statüsü belirleme (RSD), yeniden yerleştirme, temel yardım ve kapasite geliştirme hizmetlerini 51’den daha fazla şehirde Avrupalı-olmayan sığınmacılara sağlamıştır. Bunu yaparken kentsel mülteci stratejisinin uygulanmasına özel bir önem vermiştir. Ayrıca bu yıl Meclise Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun taslağı sunuldu (s. 1).

 

Tablo 5: İlgili Kişiler[5]

 

Bu yılda da Türkiye Suriyeliler için uyguladığı geçici koruma rejimini devam ettirdi. Kamp sakinleri yetkililer tarafından kayıt ve tescil edildi (s. 2).

 

İlgili uluslararası standartlar hakkında teknik danışmanlık sağlayarak, BMMYK Suriyeliler için geçici bir koruma rejiminin uygulanması amacıyla oluşturulacak ulusal politikanın gelişiminde önemli bir rol oynamıştır (s.3).

 

Yılın ortasında yeni gelenlerin artışı hükümetin kademeli bir varış prosedürü oluşturması ve Türk yetkililer tarafından işletilen Suriyeliler için yeni kampların kurulmasıyla sonuçlandı. Yılsonuna kadar kamp temelli bir yerleşime sahip olan Suriyeliler için herhangi bir merkezi kayıt sistemi oluşturulmadı. Ülkeye pasaportlarıyla resmi bir şekilde giriş yapanlar hariç kamp dışı kalanlar ise kaydedilmedi ya da belgelenmedi (s. 3).

 

Suriyeli olmayan sığınmacıların sayısındaki ani artış bu grubun üyeleri için uzun bekleme sürelerine yol açtı. En önemli sorunlardan biri bu gruptakilerin beklentilerini yönetmekti. Yerel bütünleşme sorunlu kalırken menşe ülkelerdeki durum göz önüne alındığında gönüllü geri dönüş, uygun bir seçenek değildi. Bu yıl birçok mültecinin yerleştirilmesi beklendi. Aynı zamanda rapora göre giderek artan sayıların ışığında, kalıcı bir çözüm bulunana kadar tanınan mültecilerin Türkiye’de kalacağı öngörülmektedir  (s. 3).

 

Suriyeli olmayan insanların sayısındaki keskin artış kapsamlı bölgesel stratejilerin geliştirilmesi için bölgesel danışma mekanizmaları kurulmasını daha fazla gerekli kılmıştır. Bu konuda kapasite geliştirmek için ek kaynaklar gereklidir.

 

Bu yıl karşılanmamış ihtiyaçlar şöyle sıralanabilir:

·         Yılın sonunda, alt standartlarda kampların dışında yaşayan 70,000 kaydolmamış mülteci vardı.

·         Yeniden yerleşim sayısı son üç yıl içinde iki katına çıkmış olsa da bu, hedeflerin karşılanması için bağlı personele daha fazla güvenmeleri için yeniden yerleşim birimini zorlama ve istihdama yansımadı.

 

Sonuç

 

Yazıyı bitirmeden önce 2008-2009-2010-2011 raporlarından da görüldüğü üzere Türkiye’nin sığınmacılık ve göç konusunda Avrupa Birliği ile olan teması ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olma hazırlıklarında sığınmacılık ve göç konusu gündemin başında gelen konulardan biridir. Katılımdan önce Türkiye’nin Topluluk Müktesebatını yerine getiresi beklenmektedir. Bu programda belirlenen hedefler şu şekilde tanımlanmıştır:

 

·         1951 Mülteci Sözleşmesindeki coğrafik sınırlamanın kaldırılması fakat bu sınırlama öyle bir şekilde yapılmalıdır ki Doğu’dan büyük çapta akışları teşvik etmemelidir.

·         Mültecilerin statüsünü kararlaştırmada yeni ve kapsayıcı düzenlemelerin yapılması (Manaert  2003 s.10).

·         Mülteciler için daha ileri seviyede konaklama ve sosyal destek hizmetlerin geliştirilmesi

·         Sınır yönetimini sağlamlaştırma ve Schengen Sözleşmesini tamamen uygulayabilmek için hazırlıkların yapılması

·         Vize mevzuatını ve uygulamalarını Topluluk Müktesebatı ile aynı seviyeye getirmek

·         Yasal olmayan göçü engellemek için kabul etme, tekrar kabul etme ve ihraç etme konularında AB’nin göç politikalarını ve Topluluk Müktesebatını uygulamak (Manaert 2003, s.11). 

 

17/07/2013

 

Kaynakça

 

Mannaert, C. (2003) “New Issues in Refugee Research: Irregular Migration and Asylum in Turkey”, UNCHR: Evaluation and Policy Analysis Unit, <www.unchr.org>

 

UNCHR United Nations High Commissioner for Refugees, States Parties to the 1951   Convention Relating to the Status of Refugees and the 1967 Protocol,             <http://www.unhcr.org/protect/PROTECTION/3b73b0d63.pdf>

 

United Nations High Commissioner for Refugees, UNCHR Global Report 2008: Turkey, <www.unchr.org>

 

United Nations High Commissioner for Refugees, UNCHR Global Report 2009: Turkey, <www.unchr.org>

 

United Nations High Commissioner for Refugees, UNCHR Global Report 2010: Turkey,  <www.unchr.org>

 

United Nations High Commissioner for Refugees, UNCHR Global Report 2011: Turkey,  <www.unchr.org>

 

United Nations High Commissioner for Refugees, UNCHR Global Report 2012: Turkey,   <www.unchr.org>

 

 

 

 

 

 

 


[1] Bu tabloda 2008 yılına ait rakamları bulabilirsiniz.

[2] Bu tabloda 2009 yılına ait rakamları bulabilirsiniz.

[3] Bu tabloda 2010 yılına ait rakamları inceleyebilirsiniz.

[4] Bu tabloda 2011 yılına ait rakamları bulabilirsiniz.

[5] Bu tabloda 2012 yılına ait rakamlara ulaşabilirsiniz.