1. 1. 3. Devlet sınırları ve anayasal düzenlemeler üzerinde ne derece bir fikir birliği vardır?

 

Pozitif ve Negatif Göstergeler

 

Büyük bir katılım ve temsil oranı ile 2011 genel seçimlerinin ardından oluşturulan meclis, yeni anayasa yapım sürecini başlatmak ve bir taslak oluşturmak adına Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu kurdu (Bilir 2012, s. 1). 1982 Anayasası’nın kabul edilmesinden sonraki ilk seçim olan 1983 seçimlerinden bu yana, katılımcı bir şekilde kabul edilmemiş olmasından dolayı, anayasa değiştirme çalışmaları başlamıştır (Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011). Siyasetin ve siyasi partilerin serbest faaliyette bulunamadıkları bir ortamda gerçekleştirilen bu anayasada (Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011) bugüne kadar 83 maddede değişikliğe gidildi (Güler 2010, s. 1). ANAP döneminde 4, DYP-SHP döneminde 15, DSP-MHP-ANAP döneminde 37, AK Parti döneminde ise 27 maddede değişiklik yapılan anayasada AKP hükümeti döneminde ölüm cezasının Anayasa'dan tamamen çıkarılması, kadın-erkek eşitliği, temel hak ve özgürlükler, YÖK'ün yapısı, DGM'lerin kaldırılması, Sayıştay'ın TSK'nın elindeki devlet mallarını denetlemesi gibi konularda, daha sonra ise  cumhurbaşkanlığı ve genel seçim sürelerinin düzenlenmesiyle ilgili değişiklik yapılmıştır (Güler 2010, s.1).

Anayasa maddelerinde kısmi ya da tamamen yapılan değişikliklerin yanı sıra 2010 yılında, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, askeri yargının yapısının değiştirilmesi ile ilgili maddeleri nedeniyle çok tartışılan bir toplu değişiklik öngörüldü (HaberTürk Gazetesi 2010). 10 Mayıs 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan değişiklik içeren 26 maddenin (Gözler 2010) oylanmasına ilişkin süreçte CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvururken, MHP muhalefet etmeyi, BDP ise boykotu tercih etmiştir (Yılmaz 2010, s. 7-8) Referandum, BDP ve bazı sol grupların boykotuna rağmen % 77,1 gibi yüksek düzeyde  bir katılımla, %57,9 Evet, %42,1 Hayır oyu ile sonuçlandı (s. 7).

2011 genel seçimlerinin ardından oluşturulan mecliste grupları bulunan AKP,CHP,MHP ve BDP’nin üçer milletvekili ile temsil edildiği Anayasa Uzlaşma Komisyonu (Türkiye Büyük Millet Meclisi 2011), yeni anayasa çalışmalarını yürütmektedir. TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in başkanlığında toplanan heyetin yeni anayasa taslak metni oluşturabilmesi için Başbakan Erdoğan tarafından belirtilen tarih Nisan 2013’tür (CNN Türkiye 2013). Nisan ayı içerisinde mecliste temsil edilen bu dört parti başlangıç ve devletin esaslarını düzenleyen maddelerden oluşan kısmi taslaklarını ise meclise sunmuş bulunmaktadır (Bianet 2013). AKP’nin komisyona sunduğu,  “Başlangıç-  Devletin Şekli ve Temel İlkeleri- Mali Ekonomik ve Sosyal Hükümle - Son hükümler"  başlıklı  kısmi taslağında, mevcut anayasadaki “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” içerikli dördüncü madde yer almazken en dikkat çekici madde başkanlık sistemini getirecek olan ‘yürütme yetkisi başkan tarafından kullanılır’ ibaresi olmuştur (Bianet 2013) Devletin toprak bütünlüğüne dokunulamayacağının ve devletin çoğulcu bir yapıda tüm ideolojilere, dinlere, inançlara ve yaşam tarzlarına bu yönde yaklaşması gerektiğinin altını çizen BDP, oluşturulacak bölge başkanlıklarını ve halklara göre belirlenebilecek ikinci resmi dil talebinden bahsetmektedir. MHP’nin herhangi bir değişiklik yapmadığı anayasa taslak metninde, CHP ise 1924 Anayasası’nda kullanılan ‘Türkiye Ahalisi’ kavramını kullanmış ve Çatalhöyük’ten bu yana farklılıklarını koruyarak bir arada yaşamış halktan bahsetmektedir (Bianet 2013). AKP dışında kalan diğer üç parti, egemenliğin ‘Türkiye Halkına’ , ‘Türkiye Ahalisine’, ‘Türk Milletine’ ait olduğundan; bu hakkın da meclis tarafından kullanılacağından bahsetmektedir (Bianet 2013).

Partilerin anayasa taslak metinlerini sunmalarının yanı sıra, İmralı Adası’nda tutuklu bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan ile 2012 yılının son zamanlarında yeniden başlatılan (Ergin 2013 s.1) ve BDPli vekiller tarafında gerçekleştirilen görüşmelerin en somut sonucu ise 21 Mart Nevruz gününde alınmıştır. Partilerin taslak metinlerde tarihin erken dönemlerinden bu yana birlikte yaşayan halklara yapılan vurgunun bir benzeri de, BDPli milletvekilleri aracılığıyla Öcalan tarafından yapılmıştır. BDPli milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder tarafından Diyarbakır’daki Nevruz alanında okunan mesajda Türklerin ve Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’nı birlikte gerçekleştirdiği, sahip olunan ortak geçmiş üzerinden ortak bir gelecek inşa edilmesi gerektiğinden bahsedilmektedir (CNN Türkiye 2013). 1978’deki kuruluşunda Irak, İran, Suriye ve Türkiye’de Büyük Kürdistan’ı kurma hedefi ile yola çıkan ve anayasal sınırlara karşı olan PKK (Töreli 2002, s.37), yoğun silahlı çatışma sürecinin ardından tasfiye ve çözüm süreci olarak adlandırılan üçüncü sürecine girmiş, bunun ardından 2000li yıllardan bu yana ise ayrılıkçı söylemlerin bırakıldığı, yaşanılan devletlerde siyasi, hukuksal ve ekonomik hakların kazanılmasına önem verilen dördüncü ve son sürecini yaşamaktaydı (Beşe 2010). 21 Mart günü yayımlanan mesajla ise Misak-ı Milli sınırları içerisinde siyasi sürece dahil olarak anayasal hakların kazanılması ve terör örgütünün sınır dışına çekilmesi kararı açıklanmıştır (CNN Türkiye 2013).

Orijinal adıyla ‘Ahd-ı Milli Beyannamesi’ ile son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda 28 Ocak 1920 tarihinde kabul edilmiş ve İtilaf Devletleri’ne bir çeşit ‘Barış Mesajı’ olarak sunulmuştur (Hür 2013, s.1). Ana hatlarının Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde ortaya koyulduğu Misak-Milli ile düşman işgali altında bulunan bir ülkeden ‘yeni’ bir vatan sınırı belirlenmiştir. Tam bağımsızlıktan, azınlık haklarına; boğazlar ve denizlerde uluslar arası ticaretten Batı Trakya’nın durumuna kadar pek çok alanda kararlar verilen Misak-ı Milli ile bugünkü devletin sınırları belirlenmiş, Musul-Kerkük-Batum dışında kalan alanlarda bu sınır uygulanabilmiştir (Hür 2013, s.1).

Türkiye ile ilgili olarak bu soru en çok Kürt sorununu ilgilendirmektedir. Bu konu ile ilgili olarak son yıllarda ve günümüzde bazı gelişmeler yaşanmıştır. 2004 yılında Kürtlerle ilgili olarak Türkiye, siyasi istikrarsızlık deneyimi yaşamıştır (Centre for International Development and Conflict Management 2005, s.5). 2011 sonlarında ise Türkiye, kendi topraklarında büyük silahlı çatışmalar yaşayan 21 ülke arasında gösterilmekte ve bütün bu ülkelerin toplumsal bir savaş durumu tarafından kuşatıldığı belirtilmektedir. Bu ülkeler arasında Türkiye (Kürtler ile ilgili olarak) şu şekilde yer almıştır (Heidelberg Institute for International Conflict Research 2011 - bkz. Tablo 1).

 

Tablo 1: 2011 ortalarında Küresel Sistemde Kırılganlık ve Savaş Durumu Haritası

 

2012 yılında da Türkiye’nin özellikle doğu ve güneydoğu bölgesindeki çatışmalar devam etmiştir. 2012 yılındaki Orta Doğu ve Mağrip’teki Alt-ulusal Şiddetli Çatışma Haritasında bunu şu şekilde görebiliriz (Heidelberg Institute for International Conflict Research 2012 s.1):

 

Tablo 2: Orta Doğu ve Mağrip’teki Alt-ulusal Şiddetli Çatışma Haritası*

*Bu haritada, gri alanlar şiddetli çatışmanın yokluğunu; mavi alanlar sınırlı savaşın varlığını ve siyah alanlar savaş durumunu ifade etmektedir.

 

Aynı zamanda ‘Conflict Barometer 2012’ Raporu için yayınlanan basın bildirileri 2012 yılında gerçekleşen küresel çatışma oluşumları hakkında mevcut analizlere ve verilere yer verilmiştir. Bunun için hazırlanan ve 21 Şubat 2013 tarihinde yayınlanan bildiriye göre, Alt Sahra Afrika bölgesi en yüksek sayıda savaş yaşayan bölgeyi oluşturuyor olsa da, Orta Doğu ve Mağrip Bölgesi ölü sayısının en yüksek olduğu bölgeler olarak kaydedilmiştir. Buna göre, bölge içinde Türkiye ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasındaki savaş, ülkenin doğusunda yeni çatışmalara yol açmıştır (Heidelberg Institute for International Conflict Research 2013 s.1).

‘Conflict Barometer 2012’ raporunun kendisine baktığımızda ise Orta Doğu ve Mağrip bölgelerinde beş savaş varlığını sürdürmeye devam ettiğini ve bunların arasında da Türkiye ile PKK arasındaki savaş da yer aldığı gösterilmiştir (s.2). 2012 yılında Türkiye’nin Kürt bölgelerindeki özerklik çatışması savaş düzeyinde kalmaya devam etmiştir. 2011 yılında olduğu gibi hükümet, güneydoğu bölgelerinde ve Irak’ın kuzeyinde PKK’ya karşı hava saldırıları da dâhil olmak üzere geniş çapta askeri operasyonlar başlatmıştır.

2012 yılında PKK ve hükümet arasındaki savaş devam etmiştir. Bununla ilgili olarak, hükümet, BDP gibi çeşitli Kürt siyasi organizasyonlarını PKK’yı desteklemekle suçlamış ve yine aynı suçtan KCK’yı yasaklamış ve üyelerinin çoğunu tutuklatmıştır. Yıl boyunca, en az 500 güvenlik gücü ve militan çok sayıda bombalama ve PKK saldırıları sonucunda hayatını kaybetmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından ayrıca çok sayıda askeri operasyon (974 kadar) yürütülmüştür. Yılın ilk yarısında, PKK ve ordu arasındaki şiddet Ağrı, Amasya, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkâri, Hatay, Siirt, Şırnak ve Tunceli illerini etkilemiş ve en az 126 PKK militanı ve 40 güvenlik personelinin hayatıyla sonuçlanmıştır. Çatışmalar, öncelikle Hakkâri’de olmak üzere, Haziran ayından itibaren tırmanmıştır. 12 Eylül’de ise yaklaşık 1,700 Kürt mahkûm, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hücre hapsine son verilmesi, yargı sistemi ve eğitim sisteminde Kürtçenin özgür bir biçimde kullanılması talepleriyle açlık grevi başlattı. Grev, 18 Kasım tarihinde hükümetsel tavizler ve Öcalan’ın kendisi tarafından yapılan çağrı ile sona ermiştir (Heidelberg Institute for International Conflict Research 2012 s. 99 - 116).

TSK ve PKK arasında yaşanan çatışmaların sonuçlarından biri ülke içindeki yerinden edilmiş kişilerdir. Bu kişiler toplam nüfusun yüzde 1,3-1,6’sını oluşturmaktadır. Mevcut olan yerinden edilme durumunun başlangıcı olarak 1984 yılı alınmış ve 2006 yılında 954,000 – 1.201.000 kişi sayısıyla zirveye ulaşmıştır. Bu yerinden edilmenin nedenleri olarak silahlı çatışma, keyfi olarak yerinden etme müzakereci politikaları ya da pratikleri, genelleştirilmiş şiddet ve insan haklarının ihlalleri gösterilmiştir. Aşağıdaki Tablo 3’de Türkiye’de yerinden edilmiş kişilerin çeşitli bölgelerdeki yerleşimini gösteren bir harita yer almaktadır:

 

 Tablo 3: Türkiye'de Yerinden Edilmiş Kişilerin Yerleşimi

 

Yukarıda da belirtildiği gibi, son 28 yıldır yerel köy koruculuğu milisleri tarafından desteklenen TSK, Türkiye’nin güneydoğu ve doğu illerinde PKK’ya karşı mücadele etmiştir. PKK üsleri olarak kullanılmasını engellemek amacıyla bir devlet politikası yakılan köyler ve her iki taraftan da sivillere karşı gelişigüzel saldırılar 950,000 ile 1,2 milyon arasında insan, özellikle çoğunluğu 1991 ve 1996 yıllarında olmak üzere, 1980’ler ve 1990’lar boyunca yerinden edilmiştir (International Displacement Monitoring Centre 2011 s. 71). Kürt İnsan Hakları Projesinin de 2010 yılında yayınladığı rapora göre ise Türkiye’nin devam eden silahlı çatışmanın bulunduğu Kürt bölgesinde 3-3,5 milyon ülkesinde yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu tahmin edilmiştir. Bu kişiler genellikle Van, Diyarbakır ve İstanbul’un kentsel alanlarındaki gece kondu sakinlerini oluşturmaktadır. Çoğu devam eden çatışmalar ve dönmelerini engelleyen özel politikalar (Köy Korucusu Sistemi ve bir dönüşü sağlayabilecek altyapısal desteğin eksikliği) sebebiyle evlerine dönememektedirler. Türkiye’de kadınlar ve çocuklar ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır ve zorunlu göç ve kayıpların nedenlerinin telafisinde çok az bir girişim olmuştur (Kurdish Human Rights Project 2010).

Bu konu ile ilgili olarak, etkilenen bölgelerde güvenlik genel olarak gelişmiş olsa da silahlı kuvvetler ile PKK arasındaki şiddet 2004 yılından sonra düzensiz aralıklarla patlak vermiştir. 2011 yılında, bu mücadele tekrarlanmış fakat bu çatışmalarla ilgili olarak başka yerinden edilme bildirilmemiştir.

2011 yılında uzun süren yerinden edilme sonucunda insanların büyük çoğunluğu Batman, Diyarbakır, Hakkâri ve Van gibi etkilenen şehirlerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi diğer şehirlerin kenarlarında yaşıyorlardı.  Daha geniş yoksul kentsel topluluklar arasına yerleştiler ama ayrımcılığa, sosyal ve ekonomik marjinalleşmeye, konut, eğitim ve sağlık hizmetlerine sınırlı erişime maruz kalmaya devam ettiler. Yerinden edilen kişiyi etkileyen problemler özellikle kadınlar arasında, psikolojik travma, eğitime erişim eksikliği, yüksek seviyede işsizlik olarak tanımlandı.

150,000’nin biraz üzerinde kişi sayısının 2009 yılında geldikleri yere geri döndükleri bildirildi. Fakat diğerleri devam eden gerginlik, aralıklı şiddet, köy korucularının devam eden varlığı, Suriye ve Irak sınırı illerindeki kara mayınları sebebiyle geri dönmeye cesaret edemediler. Ayrıca geri dönüş alanları da geçim olanakları, sosyal hizmetler ve temel altyapıdan yoksundu.

Türkiye’de yerinden edilmiş insanların büyük çoğunluğunu Kürtler oluşturmaktadır. Kürtlerin yerinden edilmesi ve mevcut durumu Kürt kimliğinin tanınması eksikliği ile bağlantılı olduğu bildirilmiştir. Hükümet Kürtlerle ilgili olarak demokratik açılımı başlatsa da insan hakları dernekleri devam eden ayrımcılığı, özgürlüğü bastıran mevcut mevzuatı ve toplu gözaltıları kınamış ve geçmişte Kürtlere karşı yapılmış insan hakları ihlallerini ele alınması için çağrıda bulunmuşlardır.

Hükümet bu konu ile ilgili olarak ve çatışma nedeniyle yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünü teşvik etmek için önemli adımlar atmıştır. 1994 yılında, Köye Dönüş ve Rehabilitasyon projesi başlatmıştır. 2007’den 2011’e kadar, yerinden edilmiş kişilerin durumunu ve sayısını belirlemek için ulusal bir anket/araştırma düzenlemiş; ulusal Yerinden Edilmiş Kişiler stratejisi taslağı hazırlamış; çatışmada malları zarar gören kişiler için bunu telafi edecek bir yasa kabul edilmiş ve yerinden edilmişliğin kırsal ve kentsel durumlarına yönelik olarak Van ilinde pilot bir eylem planı hazırlanmıştır.

2011 yılında güneydoğu bölgesinde etkilenen 13 il için de benzer eylem planları geliştiriliyordu. İçişleri Bakanlığının koordinasyonu altında, bir çalışma grubu oluşturulmuş ve eylem planı sunulmuştur. Fakat sivil toplum gözlemcileri bu eylem planlarının yavaş gelişimini eleştirmişlerdir. Ayrıca güneydoğu dışındaki yerinden edilmiş kişilerin devam eden ihtiyaçlarına yönelik olarak endişelerini dile getirmişlerdir çünkü planlar bu bölgelere yönelik değildi. Geri dönen kişilere, şeffaflık, tutarlılık, danışma, yeterli finansman ve destek eksikliğini de belirttiler ve Kürt sorununu kabul etmede başarısız olan stratejiyi de vurgulayarak bu stratejinin soruna yanıt verememesini eleştirdiler (International Displacement Monitoring Centre 2011).

24-04-2013

 

Kaynakça:

 

Anayasa Uzlaşma Komisyonu (2011) Komisyon Üyeleri  <https://yenianayasa.tbmm.gov.tr/uyeler.aspx >

 

Beşe E. (2010) “PKK’nın Dördüncü Evresi”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, <http://www.sde.org.tr/tr/authordetail/pkknin-dorduncu-evresi/420>

 

Bianet (2013) “Anayasa Taslakları Sunuldu” <http://www.bianet.org/bianet/toplum/145656-anayasa-taslaklari-sunuldu>

 

Bilir F. (2012) “Anayasa Uzlaşma Komisyonu ve Yeni Anayasa Yapım Süreci”, Ankara Strateji Enstitüsü,

<http://www.ankarastrateji.org/yazar/doc-dr-faruk-bilir/anayasa-uzlasma-komisyonu-ve-yeni-anayasa-yapim-sureci/>

 

Center for International Development and Conflict Management (2005) Internal Wars and Failures of Governance  <http://globalpolicy.gmu.edu/documents/PITF/PITFethnicmuslim.pdf>

 

CNN Türkiye (2013) “Yeni Anayasa için yeni yol haritası” http://www.cnnturk.com/2013/turkiye/04/09/yeni.anayasa.icin.yeni.yol.haritasi/703505.0/index.html

 

CNN Türkiye (2013) “Öcalan’ın Nevruz Mesajı”, CNN Türkiye, <http://www.cnnturk.com/2013/guncel/03/21/ocalanin.nevruz.mesaji/701058.0/>

 

Ergin S. (2013) “Başkanlık süreci ile İmralı görüşmeleri ayrışmalı”, Hürriyet Gazetesi, <http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22846005.asp>

 

Gözler K. (2010) “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” <http://www.anayasa.gen.tr/5982.htm>

 

Güler, H. (2010) “Anayasa 16 kez değişti, her seferinde paket olarak oylandı”, Zaman Gazetesi, <http://www.zaman.com.tr/politika_anayasa-16-kez-degisti-her-seferinde-paket-olarak-oylandi_965465.html>

 

HaberTürk Gazetesi (2010) “İşte referandumda değişecek maddeler!” <http://www.haberturk.com/gundem/haber/541821-iste-referandumda-degisecek-maddeler>

 

Heidelberg Institute for International conflict Research  (2011) Global Report 2011: Conflict, Governance, and State Fragility  <http://www.systemicpeace.org/GlobalReport2011.pdf>

 

Heidelberg Institute for International Conflict Research (2012) Violent Conflicts in the Middle East and Maghreb in 2012, <http://www.hiik.de/en/downloads/data/maps_2012/THE_MIDDLE_EAST_AND_MAGHREB.jpg>

 

Heidelberg Institute for International Conflict Research (2013) Press Release: No peace on the horizon: 18 wars – in 15 states,

<http://www.hiik.de/en/presse/pdf/PressRelease_2013.pdf>

 

Heidelberg Institute for International Conflict Research (2012) Conflict Barometer 2012,

<http://www.hiik.de/en/konfliktbarometer/pdf/ConflictBarometer_2012.pdf>

 

Hür A. (2013) “Misak-ı Milli nedir, ne değildir?”, Radikal Gazetesi, <http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/misak_i_milli_nedir_ne_degildir-1126412>

 

International Displacement Monitoring Centre (2011) Internal Displacement in Europe, the Caucasus and Central Asia,  <http://www.internal-displacement.org/8025708F004BE3B1/(httpInfoFiles)/BE5B94FD2FCD3FAFC12579E40036FD34/$file/global-overview-europe-central-asia-2011.pdf>

 

Kurdish Human Rights Project (2010) Displacements in the Kurdish Regions – Turkey, Iran, Iraq, Syria, and the Caucuses, Seminar at the European Parliament, 15 September, <http://www.internal displacement.org/8025708F004CE90B/(httpDocuments)/6EB6AFCAB9BFB23DC125798B0041952D/$file/Displacement+in+the+Kurdish+regions+presentation.pdf>

 

Töreli T. (2002) “PKK Terör Örgütü: Tarihsel ve Siyasal Gelişim Süreci Açısından İncelenmesi 1978-1998” Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı PHD Thesis.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi (2011)  “TBMM Başkanı Cemil Çiçek Başkanlığı'nda Anayasa Hukuku Profesörleri İle Toplantı” <https://yenianayasa.tbmm.gov.tr/calisma.aspx?id=82>

 

Yılmaz M. (2010) “2010 Referandumu Siyasi Partilerin Tutumları”, Siyaset,Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı, <http://file.setav.org/Files/Pdf/2010-referandumu-siyasi-partilerin-tutumlari.pdf>